Giriş: Aşkı Sahnede Arayanların Hikâyesi
Kabul edelim, herkes bir parça yarım ya da eksik hissediyor zaman zaman. Bazen bir cümleye, bazen bir filme, bazense bir şarkıya tutunuyoruz. Ama bir de sahne var ya; tiyatro, insanı alıp başka türlü tamamlıyor. “Tamamla Bizi Ey Aşk” tam da bu eksikliğe oynuyor; ama klasik aşk oyunları gibi baştan sona romantik pozlar beklemeyin. Aslında hem içinize içli bir bakış atıyor hem de türlü numarayla kendinize ve ilişkinize hafif çapta bir terapatik darbe indiriyor.
Ali Poyrazoğlu’nun Sesi: Yarım Kalanların Tam Notası
Oyunun kökeni Ali Poyrazoğlu’nun aynı adlı kitabına dayanıyor. Şiir değil, düz yazı ama okurken bir anlamda ritmini duyuyorsunuz. Onun tarzı klişe laflardan mümkün mertebe uzak, hayal gücüyle bezeli. “Dünyanın en tehlikeli konusu aşk olmalı…” diye başladığı girizgâhında, aşkın insanı nasıl yarım bıraktığını ama bu yarım kalışın insana yeni anlamlar kattığını anlatıyor. Yani, “ruh ikizini bulunca tamamlanırsın” romantizmi yok; eksik kalmak da güzel, tamamlanınca da. Her türlü, insan insanı tamamlamasa bile en azından bir süreliğine avutur diyor, dürüstlüğüyle içimizi austuruyor[2].
Oyun Ne Konu Ediniyor?
Ali Poyrazoğlu’nun kalemi ve üslubu tiyatroyla birleşince ortaya türler arası bir hibrit çıkıyor: deneme, mizah, yer yer açık sözlülükten çekinmeyen diyaloglar ve seyirciyi içeri çeken bir tempo. Oyunda başrolde evlilik ve ilişkiler var; daha doğrusu, “evin içi” ve “içimizin evi”.
“Tamamla Bizi Ey Aşk”, Mevlânâ’nın dergâhına atıfla “her kim buraya nakıs gelir, buradan kâmil çıkar” fikrinin güncel bir açılımı. Yani hangi yaşta, hangi dönemde olursan ol, biraz ‘eksik’ girdiğin bir yer burası; ama en azından oradan bir farkındalıkla çıkabileceğin iddiası var[4].
Oyunun Kime Hitap Ettiğine Dair Samimi Bir Tespit
- Birlikte gelen çiftler (evli, nişanlı, sevgili... Ne kadar cesaretiniz varsa)
- Bekarlar, dul kalmışlar, ilişkide ‘arama’ moduna geçmişler
- Kendiyle artık dalga geçmeye başlamış, “bende mi bir tuhaflık var” diye sorgulayanlar
- Terapiden ve keşfetmekten korkmayanlar
Hepsi salonda yerini alıyor; şaşırmayın, oyun sonunda Ali Poyrazoğlu kitabı eline alıp imza kuyruğu başlatıyor. Hatta salondan Twitter’a “akşamki oyun efsaneydi” diye post atanlar, her yaştan ve kesimden insan var. Oyunun felsefesinde “hiç kimse ilişkisinde yalnız değil; herkes aşağı yukarı benzer krizlerin mizahiğini yaşıyor” fikri yatıyor.
Oyun Nasıldır? Mizahın Dozajı ve ‘Popüler Kültür’
Oyunu izleyen bazı seyirciler ikiye ayrılıyor: Kimine göre “bel altı” esprilerin dozajı zaman zaman mesajın önüne geçiyor ve oyunu popüler kültürün anlık eğlencesine teslim ediyor[2]. Kimileri ise tam bu doğrudanlığın ve absürt komedinin aslında toplumsal tabuları yıkma işlevi gördüğünü savunuyor. Salon kahkahalarla dolduğunda, bazı seyirciler (tamam, bence haklılar) “Biz galiba biraz bu esprilere müstehakız” diye düşünmeden edemiyor!
Güldüren bazı replikleri duyunca kendinize soruyorsunuz: "Ben olsam burada ne derdim?" İşin sihri de burada.
Biraz Sahne Arkası: Psikodrama ve Terapi Etkisi
Oyunun yazım motivasyonundaki enteresan detay: Ali Poyrazoğlu, Jacob Levy Moreno'nun “psikodrama” adı verilen psikoterapi yaklaşımını merkeze almış. Moreno, 1900’lerin başında Viyana’da doğaçlama tiyatro ve rol değiştirme gibi yöntemlerle insanların kendi ilişkilerine dışarıdan bakmasını sağlamış; sonra bu terapiyi Amerika’ya taşımış, sosyometri, grup terapisi gibi kavramları bilimle tanıştırmış[4].
Oyun, tam olarak bu yöntemlerin halk arasında uygulamalı örneğini sunuyor. Ne mi oluyor? Bir anda kendinizi ikinci perdenin ortasında, sabahın köründe terapiste düşmüş gibi hissediyorsunuz. Bir yandan gülüyorsun, bir yandan acaba bu cümleler bana mı diyor diye küçük bir huzursuzluk. Hepsinin kökeni şu düşüncede birleşiyor: “İlişkin buruştuysa ütüsünü tiyatroda atabilirsin.”
Seyircinin Sahnede Yeri: Katılım ve Sürprizler
Bu iş sıradan bir otur-izle-alkışla oyunu değil. Zaman zaman seyirci de “oyunun” bir parçası oluyor; sohbet, soru-cevap, role girme… Tiyatroda aktif katılım olduğunda hem izleyicinin enerjisi artıyor, hem de oyuncular yeni sürprizler sunuyor. Evet, bu biraz riskli, ama bence hayat gibi: Sen beklerken pat diye sahneye çağrılabilirsin!
Oyunun Verdiği Mesajlar Üzerine Pratik Bir Kılavuz
Şimdi bu kadar mizah ve terapi dedik ama, oyunun ana mesajları üzerine dürüstçe konuşalım:
- Aşk herkesin sandığı gibi “iki kalp bir arada” meselesi değil; daha çok "iki yarımın birlikte komple hata yapma cesareti”
- İlişkiler terapiye değil, bazen bir kahkaya ve samimi itirafa muhtaç
- Hiçbir şey için geç değil; evlilikte, dostlukta hatta hayatta… Her zaman açık bir pencere var
- Bazı şeyleri açıkça konuşmazsan, için için çürütürsün
- Kendini tanımak, başkasını anlamanın önkoşulu – ve bu da sadece dört duvar arasında değil, sahnede bile oluyor
İzleyici Yorumu ve İçten Gözlemler: Kırmızı Çizgiler ve Cesaret
Bir an için seyirciyle empati kur: Yıllarca evliliğini sorgulayan biri olarak, oyunda “Bir insanı ölümle hayal ettiğinde mi asıl sevgiyi anlarsın?” gibi bir tiradı duyduğunda ister istemez boğazında bir düğüm oluşuyor. Derin duygularla, çok absürt espriler arasında gidip gelen bir oyun bu.
Bazıları için oyunun “slip don, paçalı don” muhabbeti fazla hafif kaçabilir; evet, zaman zaman popüler kültürün defoları mizaha dönüşüyor. Fakat o kırmızı çizgiler aşıldığında, bazen gerçek yüzleşmelerin de ötesine geçiyorsun. Sanırım izleyiciye düşen şey, ön yargıları biraz askıya almak.
Bilet ve Salon Deneyimi: Güncel Pratikler, Koltuklarda Küçük Sırlar
Bilet Nasıl Alınır? Pratik Adımlar
- Öncelikle oyunun oynandığı mekanları takip edin; örneğin İstanbul AKM (Atatürk Kültür Merkezi) ya da büyük tiyatro salonları[3].
- Resmi internet sitelerinden, sahne programından ya da gişeden biletlerinizi kolayca alabilirsiniz. Biletlerin fiyatı mekan ve sezon yoğunluğuna göre değişiyor.
- Genellikle biletler hızlı tükeniyor; tavsiyem özellikle hafta sonu oyunlarına birkaç hafta önceden rezervasyon yapın.
- Oyun sonrası kitap imzalatma şansı varsa, biraz sıra beklemeyi göze alın. Kitaplarda not düşmek ve küçük sohbete girmek için iyi bir olanak!
Salonun sıcaklığından bahsettik mi bilmiyorum, ama ilk defa gidenler için minicik bir tüyom var: Eğer mizaha “ben kaldırırım” diyorsan ön sıralar, özellikle Ali Poyrazoğlu’nun anında reaksiyon verdiği alanlar. Sahneye uzak kalmak istiyorsan, arkalarda suya sabuna dokunmadan tiyatro keyfi yapmak mümkün.
Kimler Kaçırmasın?
- Monoton ilişkide yeni çözüm arayan çiftler
- Dost ortamında kafasını dağıtmak ve birlikte gülmek isteyenler
- İlişkilerde yaşanan krizlere gülecek kadar cesur olanlar
- Hayatını mizahla onarmak isteyenler
Dikkat Edilmesi Gerekenler & Kapanış Notu
Oyun, zaman zaman keskin, hatta “bu kadar da olur mu” dedirten şakalar barındırıyor. Aileyle gitmeden önce minimik bir filtre gerekiyor; zira bazı bölümler hem açık sözlü hem absürt. Ama hayatta da böyle değil mi? En ciddi meseleler bile bazen bir mizaha kurban gitmeden içimizde yumuşamıyor.
Oyunda yer alan en güçlü metafor, “buruşmuş ilişkileri ütüleme” ve “eksik kapıdan girenin sahneden tam çıkması.” Belki de aşkla ilgili gerçek şu: Hiçbir “bitiş” tamamlayıcı değil, her “tamamlanma” ise biraz eksiklerle güzel.
Bitirirken şunu düşünebilirsin: Aşk senden kaçıyorsa, koşma; bazen ona el sallamak yeter. Bir tiyatro biletiyle başlar, bazen içinden çıkamazsın, bazen tam da çıkmak istemezsin!