İSTANBUL İSTANBUL
Türkçe

Sığınamayanlar Oyunu, Kadına Şiddet ve İlgili Konular Üzerine Bir Okuma

Mertkan Delibaş 06 Ekim 2025 10 dk. 500 okunma
Sığınamayanlar Oyunu, Kadına Şiddet ve İlgili Konular Üzerine Bir Okuma

Seyahat yazarlığı denen bu yolculuk, genellikle aşina olduğumuz oteller, otostop deneyimleri, keşfedilmemiş yollar üzerinden ilerler. Ama bazen, bir şehir gezisinin yanı sıra, insanın kendini bulduğu o derin tiyatro oyunları da turun şaşırmaz molaları olur. İşte “Sığınamayanlar” da, birkaç perdenin ardında topluma meydan okuyan, hayatın içinden tüm acı yüzünü sahneye taşıyan bir duraklamadır.

Neden Bu Oyun?

Klasik tiyatro repertuvarının dışında, bugünün sorunlarına dokunan, güncel ve gerçek yaşamdan ilham alan bir eserle karşı karşıyayız. Ayça Üzüm’ün yazdığı, Fatih Ay’ın yönettiği “Sığınamayanlar”, fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddetin ortasında var olmaya çalışan kadınların, sığınma evi gibi bir mekânda nasıl kenetlendiğini, birbirlerine nasıl tutunduğunu ve içlerindeki hayal kırıklıklarını, umutlarını anlatıyor[1][2].

Benim de izlediğim sahnelerde, sadece sahne dekoru ve oyuncu performansları değil, seyirci koltuğuna düşen düşünceler de aklıma kazındı. Düşüncemi kırmamanı isterim, bu tür oyunlar, tıpkı yazılı seyahatname gibi, kalıcı izler bırakır. Yolun çukurundan kurtulmanın reçetesi olmasa da, en azından yolun varlığını fark ettiriyor.

Sığınmaevi: İçeridekiler ve Dışarıdakiler

Oyunun merkezi, eşlerinin baskı ve şiddetinden kaçarak sığınma evine gelen üç kadının hikâyesi[4][7]. Bu kadınlar, kaderleri sığınamamak olan ama hayatın içinde gezinirken, bir akşam eşinden kaçan yeni bir kadının gelişiyle dünyaları karışıyor[3][5]. İlk bakışta, dört kadının hikâyesi gibi görünse de, aslında hepimizin hikâyesi.

Sığınma Evi: Korunaklı Bir Liman mı, Yoksa Geçici Bir Durak mı?

Sığınma evleri, ülkemizde ve dünyada, şiddete uğrayan kadınların gidebileceği en somut ve acil çözümlerden biri. Aynı zamanda, bu mekânlar, çoğu zaman destekle, dayanışmayla, güvenli bir nefesle eşleşse de, “Sığınamayanlar” bunun kısa vadeli bir çare olduğunu ve asıl sorunun toplumun genelinde yattığını bize hatırlatıyor[1][2].

Üç Kadının İçindeki Çığlık

Oyunun ilk başarısı, kahramanlarının gerçek yaşam hikâyelerinden esinlenmesinde. Üç farklı kadın, üç farklı geçmiş, üç farklı hayal kırıklığı. Kimi için ekonomik bağımsızlık imkânsız, kimi için aile baskısı, kimi için çocuğunun geleceği kaygılarıyla boğuşurken, sırf “bir kadın olmak” bile onları birbirine yaklaştıran en güçlü bağ. Zaten şiddetin her türlüsüne maruz kalan bu kadınlar, bu kez evlerinden de çıldırtıcı kaderlerine tutunuyor[4][7].

Yeni Kadının Gelişi: Sistemin Halkaları Nereye Kadar İşliyor?

Bir akşam, eşinden kaçan yeni bir kadının sığınma evine gelmesiyle, oyunun kurgusu daha da gerilimli bir hâl alıyor. Bu noktada, yalnızlık, çaresizlik, güven duyma ve güven duymamanın getirdiği ikilemler devreye giriyor[3][5]. Yani, şiddetin her türlüsüne göğüs germiş olmak, mutlaka dayanışma ruhu anlamına gelmez. Korku, şüphe, umut, çaresizlik, yılgınlık ve bazen de küçük bir gülümseyiş, duyguların en gerçekçi karışımı olarak sahneye yansıyor.

Kadına Şiddet: Gölgedeki Düşman

“Sığınamayanlar”, bir tiyatro metninden çok daha fazlasını yapıyor: Kadına yönelik şiddeti toplumsal bir sorun olarak hem yüzeye, hem de vicdanlara taşıyor. Şiddetin türü fark etmez; fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet, aslında birbirine bağlı zincirler[1][2][6]. Türkiye’de kadının yaşadığı hukuki, sosyal ve toplumsal sorunlar, oyunun dolaylı olarak altını çizdiği ikinci durak.

Şiddet Neden ve Nasıl Devam Ediyor?

Kadına yönelik şiddetin sürmesi, toplumsal yapıdaki geleneksel ve ayrımcı yaklaşımların varlığıyla doğru orantılı. Sığınma evleri, bir anlamda, devletin ve toplumun yüzeysel çözümlerinden biri. Sorunlar, kadınların evlerini terk etmesiyle son bulmuyor; adalet, güven, ekonomik özgürlük, bağımsızlık gibi kavramlar hâlâ belirsizliğini koruyor.

Ben, bir seyahat yazarı olarak söylüyorum: Hiçbir seyahat, insanın kendinden kaçmasına izin vermez. Tam da bu yüzden, “Sığınamayanlar”, bir iç yolculuk, bir yüzleşme. Oyunun adından hareketle, bazı kadınların aslında hiçbir yere sığınamadığını, sistemin, toplumun ve kaderin çemberinden çıkamadığını gösteriyor. Kısacası, “sığınma evi” kavramı bile, ne yazık ki, asıl sorunun panzehiri değil.

Sanatla Farkındalık: Tiyatronun Gücü

Tiyatro, günlük hayatın koşturmacasında unutulan, göz ardı edilen, hatta normalleştirilen şeyleri sahneye taşıma görevini üstleniyor. “Sığınamayanlar”, sadece bir grup kadının yaşadığı dramı değil, toplumdaki sessizlerin sesini yansıtıyor[1][2]. Bornova Belediye Başkanı’nın da vurguladığı gibi, sanat, toplumsal farkındalığın ve sorumluluk almanın en etkili yollarından biri[1].

Seyirciyle Buluşma, Etkileşim ve Umut

Oyun, sadece Bornova’da değil, Kemalpaşa ve Manisa gibi farklı ilçelerde de sahnelenmiş, tiyatroseverlerin ve konuya duyarlı kitlelerin ilgisini çekmiştir[2]. Tiyatronun bu “bulaşıcı” yanı, bence seyahatle ortak bir nokta taşıyor: İnsanların farklı perspektifleri deneyimlemesine, empati kurmasına, farklı düşüncelere kapı aralamasına katkı sağlıyor. Seyirci, bir oturum sonunda, kahve molasında, bu konuyu hiç dert etmemiş bile olsa, belki ilk kez içinden şöyle geçiriyor: “Bu kadınlar ne yaşıyor acaba?” İşte, sanatın bırakılması gereken en büyük iz bu.

Destek ve Dayanışma: Çözüm Parçaları

Ben sık sık seyahatlerimde, en basit çözümlerin bazen en çok işe yaradığını gözlemlerim. “Sığınamayanlar” oyunu da bize, destek ve dayanışmanın, farkındalığın, duyarlılığın ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Kadın örgütleri, kadın dayanışma merkezleri, sığınma evleri, adli yardımlar, psikolojik destekler, hepsi birbirine bağlı parçalar[1][2].

Toplum olarak, öncelikle şiddetin neden olduğunu, neden devam ettiğini sorgulamaya başlayarak, üzerimize düşeni yapmalıyız. Kadınların bağımsız, güvenli ve özgür bir hayat yaşayabileceği bir toplum yaratma çabası, herkesin meselesi.

Kadına Şiddete Karşı Alternatifler ve Öneriler

Böyle bir oyun izledikten sonra, insan ister istemez “Acaba ben ne yapabilirim?” diye düşünüyor. Şiddete maruz kalan biriyle tanışmış biri olarak, yapılabileceklere pratik birkaç öneri de veriyorum:

  • Şiddete tanıklık edince susma: Çoğu zaman, sorunun başladığı ilk andan itibaren susmanın, koruma altına almamanın, işi kolaylaştırdığını unutmayın.
  • Kadın dayanışma merkezlerini destekle: Gönüllü olabilir, bağışta bulunabilir, sosyal medyada onlara destek verebilirsin.
  • Yasal hakları bil, paylaş: 155 Polis İmdat, 183 Aile Bakanlığı Sosyal Destek Hattı, KADES (Kadın Destek Uygulaması) gibi uygulamaları bilmek, bir kadının hayatını kurtarabilir.
  • Erkek egemen söylemleri sorgula: Küçük bir espriyle, hızlı bir atışmayla bile şiddeti meşrulaştıran her türlü söyleme karşı çıkılmalı.
  • Sanatsal etkinlikleri takip et ve duyur: “Sığınamayanlar” gibi oyunları izlemek, tartışmak, sosyal medyada paylaşmak, en azından sesini duyuracaktır.

Bu tavsiyeler, bir seyahat yazarının iç sesidir. Biraz da, izlediği ülke insanlarının göremediği, görmek istemediği yerlere ışık tutma çabası.

Seyahat ve Yazı Arasında Yolun Felsefesi

Seyahat yazarlığı, sadece gezip görmekten ibaret değildir. Bazen, insanların günlük yaşamlarını, acılarını, umutlarını, hayal kırıklıklarını yazmak, bir yerleri “gezmek” kadar önemlidir. “Sığınamayanlar”, tıpkı bir şehir monografisi gibi, toplumun unutulan saklı bir köşesini, sahneye taşıyor.

Bu oyun, insanların “neredeydim?” sorusuyla derinden bağlantılı. Herkesin “neredeydim” diye sorması gereken bir hikâye, kadınların hayatlarını, hayallerini, travmalarını anlatıyor. Yani, bence herkes bu oyuna gitmeli, bu oyunu tartışmalı ve mümkünse, birey olarak, nereye gittiğini fark etmeli.

Sonuç Yerine: “Sığınamayanlar” ve Kendi Adıma

Bir seyahat yazarı gözüyle, “Sığınamayanlar”ı seyrettikten sonra, bazen şu soru dolaşıyor aklımda: Seyahatlerimde kadınlara rastladığımda, onların da benim gibi “özgür” olup olmadığını sorgulamamalı mıyım? Yani, bazen bir kahve, bir gezi notu, bir fotoğraf çekmek kadar, kadınların şiddetten uzak, özgür ve güvenli bir hayat yaşaması gerektiğini hatırlamamız gerekir.

Oyun, “sığınamamak”ta vücut bulan acıyı sahneye taşırken, izleyiciye “neredesiniz?” diyen bir çağrı yapıyor. Kadına şiddet, sadece kadının meselesi değil, toplumun, devletin, yargının, sistemin ve her bir bireyin meselesidir.

Ben, “Sığınamayanlar”ı izlerken, bazen yalnızca bir seyirci oldum, bazen içimdeki seyahat notlarına bir yenisini ekledim, bazen de hiç düşünmedim sandığım bir meseleyle hesaplaştım. Umarım, böyle tiyatro oyunları yaygınlaşır, umarım, bu sorunlar bir gün azalır. Şimdi, hep birlikte, bu konuyu gündemde tutalım, sanatın gücüyle sesimizi duyuralım.

Pratik Bilgiler ve Değerlendirme

  • Sığınamayanlar oyunu: Ayça Üzüm’ün kaleme aldığı, Fatih Ay’ın yönettiği, kadına şiddet üzerine gerçek yaşam hikâyelerinden esinlenen bir tiyatro yapımı[1][2][6].
  • Konu: Sığınma evinde yaşayan üç kadının hayatına, eşinden şiddet gören dördüncü bir kadının gelişiyle dönüşüm yaşanır; şiddetin tüm çeşitleri, umut, dayanışma, çaresizlik, toplumsal yargılar sahneye taşınır[3][4][5].
  • Sahneleme: Bornova, Kemalpaşa, Manisa gibi birçok yerel sahnede toplumsal farkındalık yaratmak için oyun pek çok kez sahnelenmiştir[1][2].
  • Genel Değerlendirme: Oyun, kadına yönelik şiddetin sadece bireysel değil, toplumsal bir yara olduğunu, bu sorumluluğun hepimize ait olduğunu hatırlatır. Seyirciyi empatiye, dayanışmaya, umuda ve çözüm aramaya çağırır.

Eğer ben buradan kalkıp bir sahnede izleyici olsaydım, diye düşünüyorum: Bu oyun, tekrar tekrar izlenmeli, tartışılmalı, gündemde tutulmalı. Hadi ama, sen de bir gün perde kalktığında, “gördüm, biliyorum, daha fazlasını yapabilirim” diyebilirsin.

Kaynakça

  • Gazete Duvar, “‘Sığınamayanlar’ Bornova’da Sahnelendi” [1].
  • Bornova Belediyesi, “‘Sığınamayanlar’ Manisa Sahnesinde” [2].
  • Haber Hürriyeti, “Kadına Şiddete Sahnede Karşı Duruş” [3].
  • Nevşehir Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Dairesi Başkanlığı, “‘Sığınamayanlar’ Adlı Tiyatro Oyunu” [4].
  • Yerelin Sesi, “Kadına Şiddete Sahnede Karşı Duruş!” [5].
  • Bornova Belediyesi (İngilizce), “Bornova’da Sanatın Gücüyle Kadın Dayanışması” [6].
  • Biletinial, “‘Sığınamayanlar’ Oynuyormuş mu?” [7].
  • Biletinial (İBTG), “‘Sığınamayanlar-İBTG’” [8].

Ve son bir fincan kahvenin ardından: Okudukların, izlediklerin, hissettiklerin bir yerlerde kıvılcım çakıyorsa, bu yazı amacına ulaşmıştır demektir. Sen de, bu oyunla, bu meseleyle, hayatın gölge bırakan noktalarıyla yüzleş. Çünkü biliyorsun, “gerçek yolculuk, insanın kendi içine yaptığıdır.”

Sıkça Sorulan Sorular
Sorularınıza cevap verecek faydalı bilgilere ulaşın.
En İyi Aktiviteleri Önce Sen Keşfet!
Yakınınızdaki heyecan verici aktiviteleri ve özel fırsatları ilk keşfeden siz olun! Uygulamamızı hemen indirin ve daha fazlasını deneyimleyin!
Firsat.Me

×