İSTANBUL İSTANBUL
Türkçe

Oyun Atölyesi'nin 2025-2026 Sezonunda Sahnelediği Oyunlar: Tiyatronun Yeni Yüzü

İris Tanyeli 28 Ocak 2026 13 dk. 738 okunma
Oyun Atölyesi'nin 2025-2026 Sezonunda Sahnelediği Oyunlar: Tiyatronun Yeni Yüzü

Tiyatro, insanın içsel dünyasına açılan bir penceredir. Her perdede, her sözde, her sessizlikte bir hikaye saklıdır. İstanbul'un kültür coğrafyasında önemli bir yeri olan Oyun Atölyesi, bu sezon da tiyatroseverleri derin duygusal yolculuklara çağırmaya hazırlanmıştır. 2025-2026 sezonunda Oyun Atölyesi'nin sahne aldığı oyunlar, sadece oyunlar değil; bellekte iz bırakan, ruhu sarsan, hayatı yeniden düşündürten sanat eserleridir.

Oyun Atölyesi, yirminci yılını kutlayan köklü bir tiyatro kurumu olarak, her sezona yeni oyunlarla başlayarak tiyatro severlerinin beklentisini hayal kırıklığına uğratmamıştır. Bu sezon da merakla beklenen birçok prodüksyon, sahnelere çıkmaya başlamıştır. Muharrem Özcan gibi usta yönetmenlerin rehberliğinde, uluslararası yazarların eserlerini Türk seyircisine sunarak, tiyatronun evrensel dilini korumaya ve geliştirmeye devam etmektedir.

Baba: Zamanın Karşısında İnsan Olmak

Florian Zeller'in imzasını taşıyan "Baba" oyunu, 2025-2026 sezonunun en merakla beklenen yapımlarından biridir. Zeller, sadece tiyatro dünyasında değil, sinema alanında da Oscar ödüllü eserleriyle tanınmış bir sanatkârdır. Oyunun kökenleri 2015 yılına uzanır; o yıllarda Fransa'da ilk kez "Floride" adıyla sinema uyarlaması yapılmıştır. Daha sonra Zeller, Oscar ödüllü senarist ve tiyatro yazarı Christopher Hampton ile işbirliği yaparak "The Father" filmini yaratmış ve bu film dünya çapında beğeni toplamıştır.[1]

Oyun Atölyesi, Muharrem Özcan'ın rejisörlüğünde "Baba" oyununu sahneye taşımıştır. Bu oyun, hatırlamanın ve unutmanın arasındaki bulanık çizgide yükselen bir dram olarak sunulmaktadır. Yaşlanmanın ve hafıza kaybının getirdiği çaresizlik, mahviyet ve insanın kendisini tanıyamamasının verdiği acı, bu oyunda derinlemesine işlenmiştir. Zamanın karşısında durmaya çalışan insan, zamanın acımasız akışına karşı nasıl direniş gösterebilir? Bu sorguyu yapan oyun, seyircilerine yalnızca bir eğlence deneyimi değil, varoluşsal bir sorgulama sunmaktadır.[1]

Oyunun tiyatro dünyasında bu kadar önemli hale gelmesinin nedeni, evrensel bir konuyu işlemesidir. Alzheimer hastalığı, demans, hafıza kaybı gibi tıbbi terimlerle adlandırılan bu süreç, aslında insanın kendisini yitirmesi anlamına gelir. Oyun, bu kayıp yaşayan bir babanın dünyasına bizi dahil eder ve onun karmaşık, çelişkili, çoğu zaman anlaşılmaz olan iç dünyasını seyirciye aktarır. Bir babanın karakteri, seyircilerin gözünde sürekli değişir; kim olduğunu, nerede olduğunu bilmediği anlar, sevilenleri tanımadığı anlar, geçmişle şimdiye karışan anlar... İşte bu kaos içinde insan olmanın anlamını yeniden tanımlamak, tiyatro sanatının yapabileceği en güçlü şeydir.

Hayvan Çiftliği: Alegorik Anlatının Gücü

Oyun Atölyesi'nin repertuvarında yer alan "Hayvan Çiftliği", George Orwell'in distopik yapıtının tiyatro uyarlamasıdır. Bu oyun, siyasi metaforları ve insanın güç tutkusunun geldiği son noktaları gözler önüne sermektedir.[3] Hayvanlar aracılığıyla anlatılan bu hikaye, aslında insanlık tarihi kadar eski olan zalimlik, hırs ve iktidar mücadelesi üzerine kurulmuştur.

"Hayvan Çiftliği", tiyatro sahnesine taşındığında, sadece bir siyasi eleştiri değil, aynı zamanda insanın iç dünyasındaki savaşı da temsil etmektedir. Her insan, kendi içinde bir çiftlik gibidir; çeşitli güdüler, tutumlar, arzu ve korkuları bir arada barındıran bir evrendir. Oyun, bu iç dünyayı harici bir kurguda göstererek, seyircilerin kendilerinde tanıdıkları çelişkili duygularla yüz yüze gelmesini sağlar. Orwell'in yazarken kurmuş olduğu sistematik sömürü ve kitlesel aldatma mekanizması, tiyatro platformunda canlı ve ürkütücü bir biçimde sunulmaktadır.

Kel Diva: Düşleyin ve Bunun Bedeli Ödeyiniz

Oyun Atölyesi'nin başka bir önemli oyunu olan "Kel Diva", sanatçı hayatının tüm çelişkilerini bir sahne üzerinde yaşamamıza izin verir.[3] Düş ve gerçeklik arasındaki sınır, burada tamamen yok olmaktadır. Sanat yapmanın, biri olmaya çalışmanın, toplumda yer edinmenin getirdiği ıstırapsız sevinç ve sevinçsiz ıstırap, bu oyunda iç içe geçmiştir.

"Kel Diva" ismi bile, başarı ve başarısızlık, güzellik ve çirkinlik, yükseklik ve alçaklık gibi karşıtlıkları simgelemektedir. Bir diva, sanat dünyasında en yüksek konuma erişmiş kişi olarak algılanır. Ancak bir diva sahneden inerken, o düşüş işleri ne kadar acıdır? Tiyatro bu soruyu yanıtlamaya çalışırken, seyircilerin de kendi hayatlarındaki "düşüşleri" hatırlatmaktadır. Yaşamın anlamını arayanlara, sanat yoluyla sembollerle cevap verilmektedir.

Diğer Sezon Oyunları: Tiyatro Ekosisteminin Zenginliği

2025-2026 sezonunda Oyun Atölyesi'nin yanı sıra İstanbul'un sanat sahnesinde pek çok diğer oyun da sahnelenmektedir. Tiyatronun yalnızca bir kurumun değil, bir ekosistem olduğunu anlatan bu çeşitlilik, tiyatro severleri seçkin etmektedir.

Daha İyi Günlerimiz Olmuştu

Oyun Atölyesi'nin sezonundaki diğer önemli yapım "Daha İyi Günlerimiz Olmuştu", Szabolcs Hajdu tarafından yazılmış ve yine Muharrem Özcan tarafından yönetilmiştir. Doksan beş dakikalık bu oyunda, iki ailenin ilişkisinden doğan çatışmalar ve geçmişe dönük hesaplaşmalar sunulmaktadır.[2] Altı oyuncunun ortaklaşa yaratmış olduğu bu atmosfer, bireysel anlatıyı kolektif bir dramaya dönüştürmektedir.

Oyun, insanların neden başka insanlarla yaşadığını, birlikte olmanın anlamını sorgulamaktadır. Seçtiğimiz kişilerle yaşarken, kurtulmasından kaçtığımız sorunların yeniden tecelli etmesi, aslında ne kadar kaderci bir durumda olduğumuzu göstermektedir. Geçmiş, hiçbir zaman gerçekten geçmiş değildir; her gün, kişinin ne yaptığına bakılmaksızın, tekrar tekrar yaşanmaktadır.

Araba Kullanmayı Nasıl Öğrendim?

Pulitzer Ödülü kazanmış bu klasik oyun, ilk kez 2005 yılında Tiyatro Fora tarafından sahnelenmişti ve şimdi Oyun Atölyesi'nde yeniden canlanmaktadır. 1960'ların Amerikan taşrasında geçen bu oyunun konusu, bir kız ile eniştesi arasındaki ilişkidir.[2] Araba kullanmak, yalnızca bir teknik beceri değil, burada bağımsızlık ve özgürlüğün metaforuna dönüşmektedir.

Tiyatro, bir metaforu nasıl kullandığını biliyor ve bu kullanımı seyircilerin bilinç düzeyine aktarıyor. Araba kullanmayı öğrenmek, kişinin yaşamda kendi hızını belirlemesini, kendi yönünü seçmesini, kendi kararlarını almasını simgelemektedir. Oyun, bu yolculukta yaşanan tedirginlik, heyecan, korku ve kurtuluş duygularını derinlemesine incelemektedir.

Pencere: Esra Bezen Bilgin ve Haluk Bilginer ile Uzun Bir Yolculuk

Oyun Atölyesi'nin yirminci yılını kutlamada başrol oynayan "Pencere", beş sezondur Esra Bezen Bilgin, Haluk Bilginer ve Kürşat Demir tarafından oynanmaktadır.[2] Bu uzun soluklu performans, tiyatronun ne kadar çabasız ve doğal olabileceğini göstermektedir.

"Pencere" oyunu, farklı görüşleri olan bir çiftin ilişkilerinin bittikten üç yıl sonra bir araya gelip yaşadıkları iki günü anlatmaktadır. Tom ve Kyra, kendilerini cesaretle sorgulayan iki karakterdir. Sonlanan bir ilişki, yeniden başlamak için tekrar kırılabilen bir bağ mıdır, yoksa tamamen kapalı bir kapı mıdır? Oyun, bu sorulara tiyatronun sunabileceği en ince, en hassas cevapları vermektedir. Seyirciler, iki insan arasındaki konuşmaların sessizlikleri, bakışlarının konuşmadıkları şeyler, tutmadıkları ellerin ızdırabını görüp hissederler.

Evlat: Florian Zeller'in Bir Başka Başyapıtı

Florian Zeller, bu sezon Oyun Atölyesi'nde sadece "Baba" ile değil, "Evlat" (The Son) oyunuyla da temsil edilmektedir. Ekim ayından itibaren sahnelemeye başlanan bu oyun, yüz on dakika sürmektedir ve başrollerini Şükran Ovalı, Sein Akbaşoğulları, Cem Yiğit Üzümoğlu ve Onur Saylak'ın paylaştığı bir yapımdır.[2]

"Evlat" oyunu, Zeller'in "Baba"da işlediği hafıza kaybı ve yaşlanmanın yanına, bu kez gençliğin bunalımlarını, baba-oğul ilişkisinin karmaşıklığını ve nesillerarası iletişim eksikliğini getirmektedir. Üç nesilden kadınların ve erkeklerin aynı sahne üzerinde buluşması, insanlığın ne kadar yalnız olduğunu, ne kadar birbirine benzediğini gösteren bir sanat eylemidir.

İstanbul Tiyatro Sahnesinin Diğer Yüzleri

Oyun Atölyesi'nin yanı sıra, İstanbul'un tiyatro coğrafyası pek çok başka yapımla zenginleşmektedir. Bu sezon, tiyatronun tüm çeşitliliğini ve zenginliğini gösteren bir sezon olmuştur.

Tiyatro 2Bir: Yapay Akla Çırak Olmuş Duygular

"Aşkın Yapay Provası", Tiyatro 2Bir'in bu sezona yaptığı katkıdır. Nahid Abbaszade'nin yazıp yönettiği bu oyun, gerçek aşkı bulmanın peşinde ümitleri tükenen Mehtap'ın bir ilişki simülasyonundan yardım almaya karar verdiğini anlatmaktadır.[1] Yedi farklı robot partnerle karşı karşıya gelen Mehtap, aslında kendisiyle karşı karşıya gelmektedir.

Bu oyun, modern insanın durumunu çok iyi özetlemektedir. Teknoloji, insanın en metin duygularını bile simüle edebilir hale gelince, gerçek duygunun ne olduğu sorusu muğlaklaşmaktadır. Aşk, yapay olarak sunulabilir mi? Duygu, programlanabilir mi? Oyun, bu sorulara alaycı ama aynı zamanda çok ciddi cevaplar vermektedir. Mehtap'ın robotlarla yaşadığı "ilişkiler", seyirciye kendilerinin gerçek ilişkilerindeki boşlukları hatırlatmaktadır.

Müphem Tiyatro: Açık Uçluluk Sanatı

"Lie Low" oyunu, Müphem Tiyatro tarafından sahnelenmektedir. Ciara Elizabeth Smyth'in yazıp Mehmet Dikkaya'nın çevirdiği bu oyun, bir kız kardeş ve bir erkek kardeşin hikayesini anlatmaktadır.[1] Başlığı bile çok anlamlıdır: "Yatış Kalmak", "Gizlenmek", "Düşük Profil Tutmak"... Oyun, duyulmamak istenen, söylenemeyen, bilinmeyen ilişkilerin sessiz dünyasında geçmektedir.

Neon Tiyatro: Varoluş Mücadelesinin Sahne Hali

"Hiç Dünya", Neon Tiyatro'nun bu sezonda sunduğu oyundur. Varoluş, anlam arayışı ve hayatın boşlukları üzerine yapılan bu yolculukta, seyirciler kendilerinin varoluşsal krizlerine tanık olmaktadırlar.[1] Berk Yaygın, Deniz Özmen ve Pelin Abay'ın oynadığı bu oyunun prömiyeri 27 Eylül'de Baba Sahne'de gerçekleştirilmiştir.

Oyunda gücünü yitirmiş Tanrı, demokrasiye boyun eğmiş Gökler, Mikail'in keskin kılıcı, Engizisyon'un acımasız yargısı gibi imgeler yer almaktadır. Bu imgeler, tüm insanlığın tarihsel deneyimlerinin özeti gibi görünmektedir. Gök gürültüleri, çan sesleri, solucanlar, baltalar, cellatlar ve kahkahalar... Trajedinin tüm unsurları, burada bir arada sunulmaktadır.

Cihangir Atölye Sahnesi: Klasikleri Yeniden Keşfetmek

"Filler ve Karıncalar", Yaşar Kemal'in "Filler Sultanı" ve "Kırmızı Sakallı Topal Karınca" romanlarından Arzu Gamze Kılınç tarafından sahneye uyarlanmıştır. Bu oyun, sahneye bir sömürü öyküsünü taşımaktadır.[1] Türk edebiyatının klasiklerini tiyatraya dönüştürmek, sadece edebiyati selamlama değil, zamanı geçen kaynakları yeniden yaşatmaktır.

Tiyatro Oyun Kutusu: Çehov'un Yeniden Yazılması

"Martıların Öteki Hikayesi", Çehov'un "Martı" oyunundan hareketle Hazal Akyürek tarafından yazılmıştır. Eski arkadaş Maşa ve Nina'nın, yıkık dökük bir otel odasında tekrar buluşması, aslında insanın hiçbir zaman gerçekten başka insanlardan kurtulup kutulamayacağını göstermektedir.[1] Geçmiş, kişiyi yeniden yakalamakta israr eder; ayrılık, yeniden bir araya gelişin başlangıcıdır.

YUSTUDIO: Klasik Metinleri Üç Boyutlu Kılmak

"Olga, Maşa, Irina, Yine Üç Kız Kardeş", Çehov'un meşhur oyununun başka bir uyarlamasıdır. YUSTUDIO, "Othello! Seyircili İntikam Provası" oyunuyla tanınmış bir grupdur ve bu sezon da Çehov'un yapıtıyla yüzleşmektedir.[1]

Tiyatronun Ruhsal İşlevi

Tüm bu oyunlar, sadece eğlence amaçlı estetik nesneler değildir. Tiyatro, modernliğin getirdiği yabancılaşmaya ve bireyselleşmeye karşı çıkan, insanları bir araya getiren en güçlü sanat biçimidir. Bir oyun başladığında, seyirciler kendi dünyalarını geride bırakır ve başka bir dünyaya girer. O sahnede yaşanan her şey, o dramatik dakikalarda, seyircilerin kendi hayatlarına saçralan ışınlar taşır.

Oyun Atölyesi ve diğer tiyatro grupları, sadece oyunlar oynamaktadırlar; aynı zamanda insanların kendilerini yeniden bulabilmeleri için bir mekan, bir zaman, bir ağ sunmaktadırlar. Her performans, bir rituel; her sahne, bir kilisedir; her oyuncu, bir rahip; her seyirci, bir peregrin yolcudur.

Sezonun Değeri

2025-2026 sezonu, tiyatro dünyasında bir kayıp mevsim değil, bir zenginleşme mevsimidir. Her oyun, seyircilere farklı bir dünya sunmaktadır. Baba'nın hafıza dünyasından, Hayvan Çiftliği'nin siyasi alegorisine, Araba Kullanmayı Nasıl Öğrendim'in Amerika'sından, Çehov'un Rusya'sına... Tiyatro, zamanı ve mekanı aşan bir yolculuk olanağı vermektedir.

Bu sezon, tiyatroya gitmek isteyenleri dolambaçlı yollara sürüklemeyecektir. Aksine, çok net bir şekilde, tiyatronun neden insana ve topluma gerekli olduğunu gösterecektir. Tiyatro, sadece sözcüklerin değil, sessizliğin, bakışın, bedenin, çaresizliğin sanatıdır. Her oyun, seyircisinin hayatında bir iz bırakır; o iz, haftalarca, aylarca, bazen selamında da kalır.

Sonuç Yerine: Bir Davet

Tiyatroya gitmek, bir seçimdir. Bir tercih, bir ısrarıdır. Evin rahatlığından, teknolojinin hızından, yalnızlığın göz kamaştırıcılığından kurtulup, başka insanlarla bir mekanda, bir zamanda, bir deneyimde buluşmak istemenin ifadesidir. Oyun Atölyesi ve İstanbul'un diğer tiyatro sahneleri, bu davet, bu çağrıyı yaptıkları her gece tekrarlamaktadırlar. Onları duymak, onlara cevap vermek, başka hayatları yaşamak, başka yüzlerle bakmak için yalnızca bir adım gereklidir: Sahneye doğru ilk adımı atmak...

Kaynakça

[1] Dergy. (2025). "2025-2026 tiyatro sezonunun merakla beklenen oyunları". Erişim: https://www.dergy.com/2025-2026-tiyatro-sezonunun-merakla-beklenen-oyunlari/

[2] The Magger. (2025). "Tiyatro Mevsimi Başlıyor: 2025 – 2026 Sezonunda Yeni Oyunlar". Erişim: https://www.themagger.com/tiyatro-onerileri/

[3] Oyun Atölyesi. (2026). "Oyun Atölyesi Oyunları". Erişim: https://www.oyunatolyesi.com/oyun

[4] Oyun Atölyesi Resmi Sayfası. (2026). "Oyun Atölyesi". Erişim: https://www.oyunatolyesi.com

[5] Tiyatrolar.com.tr. (2026). "Baba". Erişim: https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/baba-6

Sıkça Sorulan Sorular
Sorularınıza cevap verecek faydalı bilgilere ulaşın.
En İyi Aktiviteleri Önce Sen Keşfet!
Yakınınızdaki heyecan verici aktiviteleri ve özel fırsatları ilk keşfeden siz olun! Uygulamamızı hemen indirin ve daha fazlasını deneyimleyin!
Firsat.Me

×