İSTANBUL İSTANBUL
Türkçe

Lena Leyla: Sahnenin Gölgesinde İçsel Dağların Hikâyesi

İris Tanyeli 29 Eylül 2025 10 dk. 422 okunma
Lena Leyla: Sahnenin Gölgesinde İçsel Dağların Hikâyesi

Lena Leyla'nın Peçeli Yüzleri: Oyuncu Kadrosu ve Ekip

Bir gün, tiyatronun sessiz koltuklarına oturduğunuzda, yalnızca bir oyunu izlemeye değil; kendi benliğinizin en kırılgan köklerine de yolculuk ettiğinizi fark edersiniz. Lena Leyla veya tam adıyla Lena, Leyla ve Diğerleri, izleyicisini gerçeğin ve hayalin, geçmişle geleceğin sınırlarında yürütüyor.

Bu güçlü yapıt, Zehra İpşiroğlu'nun kaleminden doğuyor; satırlarda dökülen yalnızlık, sürgün, kadınlık ve “ben kimim?” sorusunun yankısı sahneye vuruyor. Yönetmen koltuğunda Ayşen İnci yer alırken, başrol olarak ise Filiz Demiralp sahnenin karanlığında yalnız bir kadın olarak yükseliyor. Dekor tasarımında Özlem Karabay, kostümlerde Nalan Türkoğlu, sahne ışığında Çetin Atay ve müzikte Sibel Algan'ın dokunuşları, bu ruhsal çalkantıyı somutlaştırıyor. Yönetmen yardımcısı İsmail Tütüncü, sahne amiri Pınar Güldü, kondüvitler Süleyman Koyuncu ve Safa Yetişen gibi isimler oyun akışının görünmez elleri olmuş durumda. Teknik ekibi destekleyen Işık Kumanda Onur Canbal, dekor sorumlusu Ali Şener, aksesuar sorumlusu Ersin Çelik, terzi Zübeyde Öncel ve perukacı Eyüp Kaleli'yi de unutmamak gerek. Sinevizyon Sorumlusu ise Deniz Çağlar Yakar[1][3].

Oyunun Ruhunu Taşıyan Yalnız Kadın: Filiz Demiralp

Bir insanın içindeki fırtınayı, başka bir insanın kalbine tercüme etmek zordur. Filiz Demiralp, sahnede yalnızdır; onun omuzlarına yüklenmiş, onlarca kadın karakterin, onlarca coğrafyanın yükü ve çaresizliği vardır. Bir matruşka bebek misali, kat kat açılan kadın kimliklerinin yansımasını tek başına sahneye taşır. Demiralp’in oyun boyunca gidip geldiği Lena, Leyla, Leyna ve diğer gölgeler, bazen fısıltıyla, bazen çığlıkla kendini dile getirir.

Oyunun Konusu: Kadınlığın ve Göçün İç İsyanı

Bir oyunun sahnesinde yürürken toplumsal gerçekliğin ipince kabuğunu araladığımızda, her defasında başka bir kadın hikâyesi görünür. Lena Leyla’da ise hikâye, sadece göçün ve aidiyetin değil, kadının kendi kendisini bulma savaşının da öyküsüdür.

Sahnedeki Kimlik Savaşları

Oyun, Sovyet sonrası Ukrayna'nın eğitimli ve duyarlı bir kadını olan Lena’nın, Türk işçisi Mustafa'nın peşinden İstanbul’a gelişiyle başlar. “Aşk” diye girdiği yolda, alt katlarda müzik gibi inen yalnızlığın, hayal kırıklığının ve kimlik bunalımının peşinden sürüklenir. Yeni hayatı; ona uzak gelen geleneklerin, ataerkil yapının, kalabalıkların ve sessizliğin ortasında şekillenir.

Mustafa’nın ailesiyle, bilhassa kayınvalidesi ve kayınpederiyle yaşamak zorunda kalan Lena; evlilik, köklerinden kopmak ve kadınlık rolleri ile derin bir çatışmaya sürüklenir. Onun kimlik haritasında Lena, Leyla, Leyna arasında gidip gelmek bir şizofrenik bölünmeye yol açar. Sahnede bu çatışma, gri duvarların ve kasvetli bir atmosferin içinde, gölgelerle konuşan ve yeni bir “ben” inşa etmeye çalışan bir kadının iç yolculuğu olarak somutlaşır. Finalde ise hastane odasında; Lena, Leyla ve Leyna olarak kendisiyle hesaplaşır, yeni bir kimlik kurar, varoluşunun puslu aynasında kendi yansımasını arar[4].

İçine Sığamayan Ruhlar: Matruşka Bebekler

Oyun boyunca yankılanan “Bir bedenin içine kaç ruh, kaç dünya sığar?” sorusu, Lena’nın tragediyasını fısıldar. Her kadın, üzerine giydiği ve bazen çıkaramadığı onlarca rol, onlarca isimle, matruşka bebekler gibi katman katman kendi içini taşır. Lena için bu süreç; önce yabancı, sonra öz, en sonunda ise evrilen bir “iç ben” meselesine dönüşür.

  • Lena: Ukraynalı, eğitimli, idealist.
  • Leyla: Toplumsal baskılara teslim, yeni çevreye uyum sağlamaya çalışan “iyi gelin”.
  • Leyna: Tüm bu ikisinin ötesinde, oluşturulan yeni bir varlık. Lena’nın çıkış yolu ararken bulduğu içsel bir kimlik.

Bir kadın değildir sahnede sadece; coğrafyası değişmiş, dilleri değişmiş, adı “inedible” olan; ama her zaman bir yerlere “aykırı” kalan tüm kadınların sembolüdür Lena.

Ataerkil Dünyada Kadının Sıkışmışlığı

Leyla-Lena sentezinde asıl mesele, kadının kendine ait bir odasının olup olmadığıdır. Ataerkil yapının tekdüze kurallarında, iyi eş, itaatkâr gelin, fedakâr anne olmaya zorlanan kadın, bir matkap gürültüsü gibi içini kemiren kimlik sancılarını geceye bırakır.

  • Kadının kendi yolunu arayışındaki yalnızlık,
  • Kültürler arası çatışmalar,
  • Göçmenlik ve yabancılık hissi,
  • Dini ve geleneksel baskılar,
  • Toplumsal cinsiyet rolleriyle yaşanan içsel bölünme,
  • Dil bariyerlerinin yarattığı iletişimsizlik,
  • Modern kadının “kendi olma” çabası oyunun ana omurgasını oluşturur.

Yazarın Sessiz Çığlığı: Zehra İpşiroğlu ve Onun Dünya Görüşü

Zehra İpşiroğlu, bu oyunu gerçek yaşam öykülerinden, geniş röportajlardan ve kendi gözlemlerinden yola çıkarak kaleme aldı. İpşiroğlu, yaşamla kurduğu derin ilişkiyi, zaman zaman bir felsefeci, bazen bir hikâyeci, çoğunlukla ise bir kadın olarak işler. Oyunun ilk kıvılcımı röportaj yaptığı kadının şu sorusunda ateş alır: “Lena olarak mı Leyla olarak mı konuşalım?” İpşiroğlu için bu sorunun altında “kimlik” ve “aidiyet”te yatan uçurumu yakalamak yatar. Her röportaj, ona kadınların yalnızlığını, varoluş-yıkılış-anlam-aramak sarkacında gidip gelen hayatlarını sunar.

Sahnede Gerçekten İlham Alan Bir Anlatı

Tek kişilik oyun olmasının verdiği güçle ve çıplaklıkla, oyun, izleyicinin yüzüne gerçekliği bir pus gibi çökertir. Aynı anda Lena, Leyla ve Leyna'nın sesi olur, onların çığlıklarını ve fısıltılarını duyarız. Kimi zaman bir hastane odasında kendisiyle hesaplaşan Lena'yı izlerken, seyirci de kendi içindeki duvarları hissetmeye başlar.

Tiyatroda Bir Balkan Köprüsü: Göç, Dil, Aidiyet

Sahneye taşınan göç travması, sadece Ukrayna'dan İstanbul’a gelen bir kadının değil, aynı zamanda toplumsal belleğin ve kültürel savrulmuşluğun da sesidir. Lena, adını, bedenini, hatta dilini bırakırken, sorar: “Kendim miyim, yoksa başka birinin beklentisi miyim?”

Bazen karanlık bir arka sokakta, bazen bir apartman boşluğunda yankılanan bu sorular, yalnızca Lena’ya değil; aidiyetin ve yabancılığın ateşinde yanan herkese aittir. Lenalar, Leylalar, Le(y)na’lar; hepsi bir arada ve ayrı ayrı, kim olduklarının cevabını bulamadıkları gecelerde yaşam bulurlar.

Teknik Ekip ve Sahne Düzeninin Katkısı

Oyunun atmosferinde önemli bir paya sahip olan Dekor Tasarımını Özlem Karabay üstlenirken, ışık oyunlarıyla seyircinin zaman ve mekân algısıyla oynayan Işık Tasarımı Çetin Atay’a ait. Kostümler Nalan Türkoğlu’nun elinden çıkıyor. Sibel Algan’ın hazırladığı müzikler, sahnedeki yalnız kadının duygularını tamamlayan bir fon işlevi görüyor.

Sahne amiri Pınar Güldü, kondüvitler Süleyman Koyuncu ile Safa Yetişen, dekor sorumlusu Ali Şener, aksesuar sorumlusu Ersin Çelik, terzi Zübeyde Öncel ve perukacı Eyüp Kaleli’nin katkılarıyla, izleyici bütünüyle oyunun gerçekliğine çekiliyor. Bu ekip; sanki her birinin kendi hikâyesinden bir parça kattığı büyük bir topluluk hissi yaratıyor[1][3].

Seyirciye Düşen Gölgeler

Her tiyatro eseri bir ayna gibidir; ama Lena Leyla’nın aynası çatlaklarla dolu. Seyirci, oturduğu koltukta yalnızca Lena'nın değil, kendi hayatının gölgelerinde de kaybolur. Göçün soğuk gecelerinde ya da kendi kimlik çemberinde sıkışıp kalmış tüm kadın ve insanlar için oyun bir çağrıdır: “Bir bedene kaç hayat sığar?” Her izleyici, oyundan kendi cevabıyla ayrılır.

Dışarıdan bakınca sıradan bir tiyatro gibi görünebilir: Tek kişilik bir monolog, basit birkaç dekor. Fakat işte tam orada, insan kalbinin kırıklarının ve umutlarının oyununa dönüşür Lena Leyla. Kimi zaman izleyiciyle göz göze gelir oyuncu, kimi zaman monologlar sırasında sanki her koltuğa kendi sesiyle dokunur.

Karşılaştırmalı Perspektif: Benzeri İşler ve Lena Leyla’nın Farkı

Türk tiyatrosunda kimlik ve göç temaları kimi zaman yan rolde, kimi zaman seyircinin gözünden uzakta ele alınır. Ancak Lena Leyla, tüm çıplaklığıyla hem cinsiyet, hem kültür, hem de psikoloji katmanlarını üst üste koyarak derinleşir. Benzer yapımlar arasında “Göçmen Kadın”, “Kimliksizler” gibi eserler olsa da, Lena Leyla’nın tek kişilik ve gerçek öykülerden esinlenen anlatımı farklı bir yere oturur.

  • Katmanlı anlatımı, monolog ve diyaloğu iç içe kullanması,
  • Gerçek röportajlardan beslenen, belgesel gerçekliğiyle kurmaca arasında salınan dili,
  • Bireysel travma ile toplumsal travmayı bir potada eritmesi,
  • Sahnede minimalizmi ve tekinsizliği birleştiren atmosferiyle benzersizleşir.

Eleştirel Bakış: Tiyatroda Kadın, Yabancı ve Toplumsal Sorgu

Zaman zaman ağır, zaman zaman şiirsel bir ritimle ilerleyen oyun; yalnızlığın, ucubeleşmenin, umudun ve kabullenemeyişin sesini yükseltir. Sahnedeki kadın, sadece kendi varlığıyla değil; göçle, kayıpla, toplumsal baskıyla “ben kimim?” sorusunu her izleyiciye yöneltir.

Eleştirmenler, oyunun özellikle kadın kimliğinin ayrışması ve toplumun kadına yüklediği rollerin psikolojik etkilerini yansıtmasını vurgularlar. Oyunun hastane odası sahnesi, bir tür içsel hesaplaşma, geçmişten bugüne, ormandan tünele yürüyüş gibidir; izleyicinin belleğinde yankı bırakır.

Oyunun İzleyiciye Katkısı: İçsel Yolculuğa Davet

Her izleyici için Lena Leyla kendi iç yolculuğunun bir haritasına dönüşür. Oyunun sonunda koltuğunuzdan kalktığınızda, kendi iç dünyanızda karşılaştığınız sorular sarsılır: “Kimim ben?” ve “Kaç kadın yaşar içimde?” Tiyatronun karanlığında aynaya bakmak ve kendi gölgenizi tanımak için. Lena Leyla, yalnızca bir kadın dramı değil, her izleyici için kendi özünün, benliğinin yeniden sorgulanmasıdır.

Son Söz: Kadının, Göçün ve Ruhun Sahnede Yolculuğu

Eğer tiyatro hayatın yedeği, evrenin yankısıysa; Lena Leyla, insan ruhunun çatlaklarında yankılanan bir şiirdir. Oyun bittiğinde, ışıklar açıldığında, Lena’nın yorgun ama direngen bakışı sahnede asılı kalır. Seyircinin içindeki matruşka bebekler, kendi içlerinde başka kimliklerle uyanırlar ve hayat, sonsuz bir geçiş oyununa döner.

KAYNAKÇA

  • [1] Devlet Tiyatroları Resmi Sitesi, "lena, leyla ve diğerleri - ankara dt"
  • [3] Biletinial, "LENA, LEYLA VE DİĞERLERİ Oyuncuları"
  • [4] DirenSanat, Nihal Kuyumcu, "Lena Leyla ve Ötekilerin Hikayesi"
Sıkça Sorulan Sorular
Sorularınıza cevap verecek faydalı bilgilere ulaşın.
En İyi Aktiviteleri Önce Sen Keşfet!
Yakınınızdaki heyecan verici aktiviteleri ve özel fırsatları ilk keşfeden siz olun! Uygulamamızı hemen indirin ve daha fazlasını deneyimleyin!
Firsat.Me

×