Bir Mona Lisa ki Louvre’dan Çin’e, Gamzeli Gülümselerden Kıyametlere…
Kapalı bir müzenin gölgelerinden yürüyerek çıkar Jokond; o bildik, o çözülmez gülüşüyle. Zamanı dilsiz bir perde gibi delip çoğalan bakışlarında tarih, aşk ve politika iç içe akar. Bu yazıda sadece bir şiirin ya da biletin izini sürmüyoruz; iç içe geçmiş iki kişiliğin ve iki kültürün, Jokond’un ve Si-ya-u’nun, hem bireysel hem evrensel bir hakikate yürüyen şiirsel yolculuğunda yönümüzü kaybediyoruz. Çünkü “Jokond ile Si-ya-u bileti”, Nazım Hikmet’in sadece dize dize dokuduğu bir aşk ve direniş manifestosu değildir — aynı zamanda yolun, yalnızlığın ve insan olmanın sonsuz yankısıdır.
Bir Tablo İçinden Kopan Kadın: Jokond Kimdir?
Jokond, yani Mona Lisa, Rönesans’ın başkenti Floransa’da çizilmiş bir tebessüm olarak başlar hayatına. Leonardo’nun fırçasıyla ölümsüzleşir; Louvre’un hapsinde, “ben kimim?” sorusunun cevabını sonsuz bakışında ezer. Nezahat Özcan’ın aktardığına göre, Nazım Hikmet’in elinde ise Jokond canlanır. Bu kez bir aşkın öznesi, bir yolculuğun yolcusu ve bir davanın tanığı olur[1].
Hikaye, Louvre’da — yüzyılların tozu ve kalabalığın ürkek mırıltıları arasında başlar. Jokond’un huzuruna her gün bir ziyaretçi gelir: İnce yüzlü, çekik gözlü bir adam… Bu adam, Paris sokaklarında, tarihiyle barışık bir Batılı gibi değil; doğusunun yalnızlığını, asi bir kumaş dokuyucunun ayazını, geceleri kitaplara gömülmüş bir devrimcinin umudunu taşır yüzünde. Onun adı Si-ya-u’dur[1][2].
Si-ya-u: Bir Âşık, Bir Devrimci ve Bir Kimlik Arayışı
Nazım Hikmet’in usta bir el hareketiyle kurguladığı Si-ya-u karakteri, sadece Jokond’un kalbinde değil, çağının siyasi nabzında da bir isyan gibi çarpar. Si-ya-u, 1 Mayıs gösterilerinde tutuklanan ve Paris’ten sınır dışı edilen bir Çinli’dir[1][3]. Lakin bu sınırdışılık, sadece coğrafyaya dair değildir: O, Batı’nın sömürgeciliğinden, emperyalizmin ağır yükünden kaçarken, sadece Çin’e değil, insanlığın ortak vicdanına da bir mektup bırakır.
- Geceleri kitaplara sarılan bir yalnızlık.
- Pirinç tarlalarını ezen tankların, cehennem imparatorlarının zulmü.
- Bir hayalin ardından, bir aşkı ve bir davayı omuzlayarak, uzaklara gitmek.
Jokond Si-ya-u’nun ardına düştüğünde aşk, artık doğrudan sadece iki insanın arasında gezinen bir duygu değildir. Louvre’un kemik soğuk taşlarından, Çin’in devrim meydanlarına uzanan bir serüvene dönüşür. Paris’in yıldızlı gecelerinden, Şanghay’ın kan kokan sabahlarına akar aşk[2].
Bir Siyasi Sembol Olarak Jokond ile Si-ya-u
Şiirsel Hikayenin Dönüşümü (Özgürlükten Direnişe)
“Jokond ile Si-ya-u”nun öyküsünde aşkın dokusunda devrimsel bir motif vardır. Si-ya-u, Paris’i bir devrim ateşi olarak yaşar; ülkesine dönmek, mücadelenin içine atılmak ister. Jokond ise Louvre’un yalnızlığında — altın çerçevesine hapsolmuş bir Mona Lisa olarak — Si-ya-u’nun ardından Çin’e gider. Lakin bu yolculuk, bir göç değil, aşk ve hakikat uğruna atılan bir adımdır. Jokond, Si-ya-u’nun devrimini ve çilesini benimser; bir kadının bir adam için, bir tablonun insanlığa açılışıdır bu[1][2][3].
Ve nihayet Şanghay’da, devrim ateşinin ortasında Jokond Si-ya-u’yu bulur… O an, tüm dünyanın nefesini tuttuğu bir noktada buluşur hikaye: Jokond’un tenine, Si-ya-u’nun kanı bulaşır. Çünkü Si-ya-u, cellatların, yani Çan Kay-Şi’nin adamları tarafından meydanda katledilir. Jokond, üç adım kala yetişemez ona. Jokond’un efsanevi gülüşü, o günden sonra eskisi gibi kalmaz[2].
Hayali Bir Yolculuktan Evrensel Bir Miras Çıkarmak
Metaforik Katmanlar: Aşk, Sanat ve Devrim
Nazım Hikmet’in Jokond ile Si-ya-u’sunda, aşk yalnızca bir his değil; bir direniş biçimi, insanın insana duyduğu sonsuz sadakattir. Jokond, Si-ya-u’nun ardından, Batı’yla, emperyalizmle, sömürgeyle yüzleşir. Ve aşk, artık romantik bir kıpırtıdan çıkarak, devrimsel bir eyleme, direnişe dönüşür:
- Jokond bir sanat eserinin ölümsüzlüğüyle, aşkın ve insan haklarının savunucusu olur.
- Si-ya-u ise, bir devrimci olarak, yaşadığı haksızlıkları bedeniyle öder; fakat aşkı zamanlar ve topraklar üstü bir bırakıma dönüşür.
Şair burada hem bireyselliği hem evrenselliği tek bir potada eritir. Jokond; Batı’yı, kültürü, estetik olanı simgelerken; Si-ya-u ise Doğu’yu, ezilmişliği, direnişi temsil eder. Hikayenin sonunda iki figür de birbirinin mirası olur; evrensel bir kardeşlik, insanlığın ortak hüznü ve umudu doğar[1].
Bilet Meselesi: Bir Yolculuk, Bir Arayış, Bir Sembol
Nazım Hikmet’in “Jokond ile Si-ya-u Bileti” adlı şiirinde olduğu gibi, bilet kavramı burada çokkatmanlı bir metafor olarak çıkar karşımıza. Bir bilet alınır; o biletle Louvre’dan Çin’e, tarihlerin ve ülkelerin arasında geçen bir aşkın, bir isyanın yolculuğuna başlanır. Fakat bu yolculuk, gerçek bir tren ya da uçak yolculuğundan çok, bir içsel göçtür. Yani Jokond’un aldığı bilet:
- Bireysel bir arzunun, aşkın peşine düşmenin bileti olarak okunabilir.
- Aynı zamanda, insanlığın vicdanında yeri olan büyük davaların, mücadelelerin de biletidir.
- Sanatla siyasetin, ölümlülükle ölümsüzlüğün, yalnızlıkla toplumsal dayanışmanın bileti, bir yolculuk iznidir.
Bu biletin edebiyattaki karşılığı, Nazım Hikmet’in çağının sınırlarını aşan diliyle, insanlığın en içteki hasretiyle örtüşür:
“Başladım unutmaya
tombul rönesans üstatlarının isimlerini.
görmek istiyorum
çekik gözlü çin nakkaşlarının
ince uzun kamış fırçalarından
damlıyan
siyah suluboya kuş ve çiçek
resimlerini…”
[2]
Jokond ile Si-ya-u Üzerine Düşünmek: Şiirin Ötesinde Bir Alan
İki Karakter, İki Dünya, Bir Ortak Kader
Jokond ile Si-ya-u’nun öyküsü, sadece bir aşk ya da trajedi değil; insanlığın ortak hafızasına işlenmiş bir utancın ve arayışın da karşılığıdır. Jokond, Si-ya-u’nun ardından, Batılı ressamların, ustaların adlarını unutur; artık Doğu’nun sessiz nakkaşlarına, ince uzun fırçaların ucundan damlayan suskun kuşlara ve çiçeklere öykünmeye başlar. Si-ya-u ise Jokond’un gülüşüne sığınarak, bir sanat eserinde bile huzur bulamayacağını bilir. Çünkü mücadelenin bedeli ağırdır[1].
Hem Jokond’un hem Si-ya-u’nun ölümü ya da kaybı, yalnızca bireysel bir keder değildir. O kayıp, Batı ile Doğu’nun, sanatla politikanın, aşk ile mücadelenin arasında beliren o kırılgan sınırda tüm insani duygularımızı acıyla sızlatır. Nazım Hikmet’in “dünya kardeşliği” ülküsü, burada ete kemiğe bürünür; Jokond’un Mona Lisa tebessümü, Si-ya-u’nun sarı güneşiyle buluşur[1].
Çağımız İçin Anlam: Jokond ile Si-ya-u Bileti Niçin Okunmalı?
- Bireysel yalnızlıkların ortak umutlarda nasıl birleşebileceğini gösterir. Jokond Louvre’daki bir tablonun içine sıkışmışken, Si-ya-u ise Çin’in kalabalığı içinde yapayalnızdır. Fakat aşk ve mücadele, onları birbirine ve insanlığa bağlar.
- Aşkın ve davanın birbirini tamamlayan ama birbiriyle çelişen yanlarını gösterir. Jokond ile Si-ya-u arasındaki bağ, kişisel bir tutkunun ötesine geçer; toplumsal bir yaraya, evrensel bir çağrıya dönüşür.
- Sanatın ve edebiyatın, gerçekliği, acıyı ve umudu yeniden üretebildiğini kanıtlar. Jokond ve Si-ya-u hikayesini okurken yalnızca bir şiiri değil, bir insanlık durumunu okuruz.
Bugünün dünyasında da Jokond ile Si-ya-u, ezileni, yalnızı, aşık olanı ve direnişi seçeni anlatır. Nazım, hem kendi döneminin, hem de gelecek kuşakların sesi olur:
Yolculuğun ve Biletin Sonsuzluğunda
Bir bilet alınır, gidiş-dönüşü yoktur bazen; içsel bir arayıştır çünkü. Louvre’un taşlarından kopup gelen bir gülüş, Çin meydanında kanla, gözyaşıyla yıkanır. Jokond’un tebessümü sönse de, Si-ya-u’nun umudu ölümsüzleşir. Her insanın, her aşığın, her direnişçinin yolculuğu gibi: Hangi ülke, hangi devrim, hangi aşk olursa olsun, yolculuk özü itibariyle hep aynıdır. Jokond ile Si-ya-u bileti, tarihin tozlu raflarında değil; insanın en tenha, en sancılı, en umutlu yerinde saklıdır.
Son Söz ve Yansıyan Gölge: Jokond’un Bakışında Kalanlar
Jokond ile Si-ya-u’nun hikayesinden geriye sadece anılar değil, bir çağrışımlar zinciri, bir içsel göç, bir süreksizlik kalır. Jokond’un gülüşü belki silinir; ama her aşk gibi, her direniş gibi, insan kalarak dünyayı değiştirme arzumuzun peşinde yeni yolculuklar başlar. Ve bu bilet — ister şiirde, ister hayatta, ister içsel bir yolculukta — bizi yeniden, yeniden yola çıkarır.
KAYNAKÇA:
- [1] Nezahat Özcan, “Jokond ile Si-ya-u: Mona Lisa (La Joconde) ve Çinli Si-Ya-U’nun Sıra Dışı Hikayesi”, Dergipark, 2024
- [2] China Radio International, “Jakond’un Siyau’su kimdi?”, 2010
- [3] Arşiv Bilgisi, Tiyatrolar.com.tr, “Jokond ile Si-ya-u”, 2023