İSTANBUL İSTANBUL
Türkçe

Gazze’nin Son Kitapçısı: Enkaz Altında Kalan Hafızanın Sessiz Nöbetçisi

Ayşe Yılmaz 19 Temmuz 2026 16 dk. 337 okunma
Gazze’nin Son Kitapçısı: Enkaz Altında Kalan Hafızanın Sessiz Nöbetçisi

Gazze denildiğinde çoğumuzun aklına bombalar, sirenler, yıkılmış binalar ve acı dolu manşetler geliyor. Ama bu yıkımın ortasında, sessizce ayakta kalmaya çalışan başka şeyler de var: kitaplar, raflar, sararmış sayfalar, kendi kaderine terk edilmiş bir kütüphanenin ağır kokusu ve tüm bunlara inat, yeniden yeniden ayağa kalkmaya çalışan insanlar. İşte “Gazze’nin Son Kitapçısı” tam da bu direnişin, bu hafıza nöbetinin sembolü olarak karşımıza çıkıyor.

Bu yazıda hem Gazze’nin Son Kitapçısı etrafında şekillenen sembolik dünyayı, hem de Gazze’de kitapların, sahafların, kütüphanelerin ve kültürel hafızanın yürüttüğü görünmez direnişi anlatacağım. Çünkü bazen bir kitapçı dükkânı, yıkılmış bir şehrin ortasında, sanki son kandil gibi yanar; sönmemekte direnen bir umut gibi…

Gazze’de Bir Kitapçı Dükkânı: Yıkıntıların Arasında Bir Sığınak

Gazze, uzun yıllardır işgal, abluka ve savaşın ağır yükünü taşıyan bir şehir.[6] Yalnızca binalar değil, hafıza mekânları, okullar, kütüphaneler, sahaflar da hedef alınmış durumda.[2] Ancak bu yıkımın ortasında, kitaplarının peşini bırakmayan insanlar var: evinin enkazından çıkardığı kitaplarla kütüphanesini yeniden kuran bir sahaf gibi.[2]

Bir düşün: Evin yıkılmış, hayatın paramparça olmuş, ama sen elindeki tozlu kitapları tek tek temizleyip yeniden raflara diziyorsun. Bu, yalnızca “kitap sevgisi” değildir; bu, kimliğini, hafızanı, varlığını koruma mücadelesidir.

İşte “Gazze’nin son kitapçısı” ifadesi de tam olarak bu ruhu anlatıyor: Bombaların, yıkımın, kayıpların ortasında, küçük bir dükkânda kitapları korumaya çalışan, okuma kültürünü yaşatmaya uğraşan, belki şehrin son sahafı, son kırtasiyesi, son kütüphanecisi… Belki gerçek hayattaki bir kişi, belki de yüzlerce isimsiz insanın ortak hikâyesi.

Bir Roman Gibi Gerçek: “Gazze’nin Son Kitapçısı” ve Sembolik Anlamı

Gazze’deki son kitapçı figürü, edebiyatta da sinemada da sık sık karşımıza çıkabilecek kadar güçlü bir sembol. Tıpkı savaşın ortasında ayakta kalan son sinema salonu, son tiyatro sahnesi, son plakçı dükkânı gibi… Kitapçı dükkânı, burada sadece ticari bir mekân değildir; hafızanın, kültürün ve direnişin mabedidir.

Bu bağlamda, Gazze’nin Son Kitapçısı bir başlık, bir roman, bir film, bir belgesel olmasa bile, gerçeğin ta kendisidir: Zira sahada, yıkılmış evlerin enkazından kitaplarını tek tek çıkarıp raflarına geri koyan sahafların varlığı, bu başlığı fazlasıyla hak ediyor.[2]

Gazze’de bir sahafın, evinin enkazından çıkardığı kitaplarla kütüphanesini yeniden oluşturması, bu sembolün en yalın örneği.[2] Düşün: her sayfa, bombalanmış bir gecenin ardından yeniden hayata tutunan bir dal gibi. O kitaplar, yalnızca geçmişi değil, geleceği de taşıyor.

Kitaplar, İşgal ve Algı Savaşı: Gazze’yi Anlatan Metinler

Gazze bugün yalnızca fiziki bir savaşın değil, aynı zamanda bir anlatı ve algı savaşının da merkezinde. Bunun farkında olan birçok yazar ve akademisyen, Gazze’yi tarihsel, siyasal ve insani boyutlarıyla anlatan kitaplar kaleme alıyor. Bunlardan biri de Orta Doğu uzmanı Zahide Tuba Kor’un yazdığı, doğrudan “Gazze” adını taşıyan eser.[3]

Bu kitap, 7 Ekim sonrası İsrail’in yürüttüğü algı operasyonlarına, bilgi tekeline ve çarpıtmalara karşı, Gazze’yi çok boyutlu bir şekilde anlatmayı hedefliyor: tarih, siyaset, psikoloji, sosyoloji, ekonomi ve insan hikâyeleri bir arada.[3] Yani Gazze, sadece kanlı fotoğraflarla değil, uzun cümlelerle, dipnotlarla, belgelerle de anlatılıyor.

Bu anlamda, “Gazze’nin son kitapçısı” yalnız değildir. Onun raflarında yalnızca klasik romanlar ve şiir kitapları değil, Gazze’yi anlatan kitaplar da yer alır: tarih kitapları, makaleler, analizler, tanıklıklar. Böylece kitapçı dükkânı, bir tür karşı-anlatı merkezine dönüşür; şehrin sesi oradan yükselir.

Gazze’yi Okumak: Kitap Fuarlarından Akademik Dosyalara

Gazze, yalnızca Gazze’de değil, dünyanın farklı yerlerinde de kitapların odağı haline gelmiş durumda. Türkiye’de düzenlenen bazı kitap fuarları bile temalarını doğrudan Gazze’ye ayırıyor. Örneğin Gaziantep’te gerçekleştirilen bir kitap fuarının ana teması “Gazze’yi Okumak, İnsanlığı Okumak” olarak belirlenmiş durumda.[4]

Bu tema, aslında çok şey söylüyor: Gazze’yi anlamak, yalnızca belli bir coğrafyayı anlamak değil; insanlığın vicdanını, adalet duygusunu ve ortak geleceğini okumak demek. Çünkü Gazze’de yaşananlar, sadece yerel bir mesele değil; küresel bir ahlak sınavı.

Akademik dünyada da Gazze’nin işgal politikaları, soykırım boyutuna varan saldırılar, uluslararası hukuk ve insan hakları çerçevesinde inceleniyor.[7] Bazı çalışmalar “Gazze Dosyası” gibi başlıklarla, teorik soruşturmalar ve çözüm önerileri etrafında şekilleniyor; İsrail’in işgalinin 7 Ekim 2023 sonrası artık soykırım boyutuna ulaştığı açıkça vurgulanıyor.[7]

Bu noktada, kitapların rolü daha da berraklaşıyor: Onlar, yalnızca duygusal birer teselli değil, aynı zamanda delil, tanıklık ve hesap sorabilmenin aracı. Bir gün hukuk önünde, tarih önünde, vicdan önünde; cümleler de şahitlik edecek.

Gazze’de Kütüphanelerin Yıkılışı: Hafızaya Yapılan Saldırı

Gazze’de saldırıların hedef aldığı mekânlar arasında yalnızca askeri noktalar yok; üniversiteler, okullar, kütüphaneler, sahaflar da bu yıkımın içinde.[2][6] Bu durum, aslında “yanlışlıkla vurulan” binaların ötesinde, hafızaya yönelik sistematik bir saldırı olarak da okunabilir.

Bir şehirde kütüphanelerin yıkılması demek, o şehrin hafızasının, birikiminin, düşünce tarihinin yaralanması demektir. Yani bir ülkenin geleceğini yok etmenin en sessiz ama en derin yollarından biri, eğitim kurumlarını ve bilgi merkezlerini hedef almaktır. Bu nedenle, Gazze’de yıkılan her kütüphane, sadece beton ve tuğladan ibaret değildir; silinmek istenen bir hafızanın bedenidir.

Tam da bu yüzden, evinin enkazından kitap kurtaran sahafın hikâyesi güçlü bir cevap niteliği taşıyor:[2] “Siz yıkabilirsiniz, ama biz yeniden okuyacağız. Siz raflarımızı boşaltabilirsiniz, ama biz hafızamızı kurutmanıza izin vermeyeceğiz.”

Kitapların Direnişi: Bir Gazzeli Sahafın Hikâyesi

AA kaynaklı bir haberde, Gazze’de bir sahafın evinin enkazından çıkardığı kitaplarla kütüphanesini yeniden oluşturduğu anlatılıyor.[2] Bu sahaf, yalnızca ticari bir kaybı telafi etmeye çalışmıyor; aynı zamanda kendi kimliğini ve toplumunun kültürel mirasını koruyor.

Bu hikâyeyi düşünürken, gözümde bir sahne canlanıyor:

Yıkıntıların arasında, toz duman içinde, gri bir gökyüzünün altında bir adam eğilmiş, taşların arasından kitaplar çekip çıkarıyor. Bazı kitapların sayfaları yanık, kapakları yırtık, ciltleri parçalanmış. Ama o elleri titremeden, belki biraz daha özenle, her birini tek tek kenara koyuyor. Sonra bu kitaplar, belki başka bir mahallenin köşesinde, yeni bir rafın üzerinde yeniden yan yana diziliyor. İşte bu, yeniden doğuşun en sessiz, en onurlu hâlidir.

Bu sahafın hikâyesi, Gazze’nin son kitapçısının hikâyesiyle birleşiyor: Çünkü ikisi de aynı cümleyi söylüyor: “Biz hâlâ buradayız.”

Gazze’nin Tarihi ve Kültürel Derinliği: Bir Coğrafyayı Kitaplarla Okumak

Gazze, yalnızca son yılların savaş haberlerinde karşımıza çıkan bir yer değil; tarih boyunca farklı uygarlıkların, kültürlerin ve dinlerin kesiştiği bir coğrafya. Osmanlı’dan İngiliz mandasına, ardından İsrail işgali ve Filistin direnişine uzanan karmaşık bir tarihsel bağlama sahip.[6]

Bu şehir, yüzyıllar boyunca hem ticaret yollarının, hem de fikirlerin kavşağı oldu. Bugünse, tüm bu tarihsel birikim, bombalar ve abluka gölgesinde yaşam savaşı veriyor. 2007’den bu yana İsrail ablukası altında olan Gazze, Hamas’ın kontrolüne geçtikten sonra daha da ağır bir kuşatmanın içine çekildi.[6] 7 Ekim 2023 sonrası artan saldırılarda ise binlerce çocuk, kadın ve sivil öldürüldü; şehir büyük ölçüde harabeye döndü.[6]

Tam da bu yüzden, Gazze’yi anlamak için haritalara ve istatistiklere bakmak yetmez; kitaplara ihtiyaç duyarız. Gazze’nin tarihini, siyasal kırılmalarını, toplumsal dokusunu, günlük yaşamını anlatan metinler, bize sadece bilgi vermez; aynı zamanda empati kurmamızı sağlar.

Bir roman karakterinin gözünden Gazze’deki bir akşam ezanını okumak, bir çocuğun defterine düşen bir notu görmek, bir annenin mutfakta kesintiye uğrayan sohbetini hissetmek… Bütün bunlar, haber bültenlerinin sunamadığı, ama edebiyatın cömertçe sunduğu içtenlikli tanıklıklardır.

Kitapçı Dükkânının İçinde: Raflar, Koku ve Sessiz Bir Umut

Şimdi, hayalinde Gazze’nin son kitapçısının dükkânına girelim. Kapının üstünde belki solmuş bir tabela var, belki camlar birkaç yerinden çatlamış. İçeri adım attığında, seni ilk karşılayan şey kağıt ve toz kokusu oluyor. Raflar tam anlamıyla dolu değil; savaş, abluka, yokluk rafların arasından da hissediliyor. Ama yine de orada bir düzen var:

  • Bir rafta Arap edebiyatının klasikleri
  • Başka bir rafta Türkçe ve dünya edebiyatından çevrilmiş romanlar
  • Bir köşede dini eserler, fıkıh, tasavvuf ve tefsir kitapları
  • Bir rafta modern siyaset, Orta Doğu analizi, Filistin tarihi üzerine inceleme eserler
  • Belki en üst raflardan birinde çocuk kitapları, boyama kitapları, masallar

Dükkân sahibinin gözleri, her giren müşteride yeniden parlıyor. Belki cebinde kitap alacak kadar parası olmayan gençleri görünce, onlara indirim yapıyor; belki bir kitabı “sonra verirsin” diyerek ödünç bırakıyor. Çünkü o da biliyor: Bu şehirde okumak, lüks değil, hayatta kalma biçimi.

Dışarıda sirenler, patlamalar, enkaz kaldırma sesleri… İçeride ise sayfaları çevrilen kitapların hafif hışırtısı. Bu zıtlık, Gazze’nin ruhuna öylesine yakışıyor ki: Bir yanda ölüm, diğer yanda kelimelerin inatçı yaşamı.

İslam Medeniyetinde Kitaba Verilen Değer ve Gazze’nin Anlamı

Gazze’nin son kitapçısı figürünü daha iyi anlamak için, İslam medeniyetinin kitaba verdiği değeri de hatırlamak gerekir. İrfan ve ilim geleneğinin en önemli isimlerinden Gazzâlî, hayatı boyunca yüzlerce eser kaleme aldı; ona dair araştırmalar, 457 civarında eser yazdığını, bunlardan 75’inin günümüze ulaştığını aktarıyor.[5]

İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn gibi büyük eserler, fıkıh ve tasavvufu bir arada ele alarak İslam dünyasının yüzyıllar boyu başucu kitabı oldu.[5] Gazzâlî gibi alimler, kitaplar yoluyla bilgi, ahlak ve maneviyat inşa ettiler. Bugün Gazze’de evinin enkazından kitap kurtaran bir sahafın eylemi, bu geleneğin modern bir izdüşümü gibi; çünkü o da kitapla sadece bilgi değil, haysiyet ve varoluş savunuyor.

İslam medeniyetinin altın çağlarında, kütüphaneler bir şehrin zenginliğini ölçen unsurlardan biriydi. Bağdat’ın, Kurtuba’nın, Şam’ın kütüphaneleri dilden dile dolaşırdı. Bugünse Gazze’de yıkılan her kütüphane, bize bu ihtişamlı geleneğin nasıl hedef alındığını gösteriyor.

Ama ne olursa olsun, Gazzâlî’nin satırları, İbn Rüşd’ün tartışmaları, Mevlânâ’nın şiirleri hâlâ bir yerlerde okunuyor. Belki Gazze’nin son kitapçısının raflarında, belki bir öğrencinin yatağının başucunda, belki bir annenin sandığının içinde. Çünkü kitaplar, medeniyetlerin kalbidir.

Gazze’yi Okumak, Kendimizi Okumaktır

Bir seyahat yazarı olarak, yolların sadece taş ve asfalttan ibaret olmadığını artık çok iyi biliyorum. Bazı yolculuklar, hiç gitmediğimiz şehirlerin içinden geçer; haritalarda değil, kitap sayfalarında yürürüz. Gazze de böyle bir şehir. Birçoklarımız için uzak, erişilmez, tehlikeli… Ama aynı zamanda, kendimizle yüzleşmemizi sağlayan bir ayna.

Gazze’yi anlatan bir kitabı eline aldığında, aslında kendi vicdanını da eline alırsın. Rakamlarla anılan ölümler, sayfalarda birer insana dönüşür; bir çocuğun adı, bir annenin gözyaşı, bir babanın suskunluğu olur. Haber bültenlerinde birkaç saniyede akıp giden görüntüler, kitaplarda yavaşlar; üzerinde düşünür, sorular sorar, cevabını ararsın.

Gazze’nin son kitapçısı, bu yüzden hepimize dolaylı bir soru soruyor: “Sen bu hikâyeye nasıl bakacaksın?” Sadece izleyen mi olacaksın, yoksa anlamaya çalışan, okuyarak derinleşen, kendi konfor alanının dışına çıkmaya cesaret eden biri mi?

Kitapların Gölgesinde Umut: Geleceğe Dair Bir Hayal

Bir gün, savaş seslerinin sustuğu, enkazların kaldırıldığı, çocukların özgürce oyun oynadığı bir Gazze hayal edelim. Denizin tuzlu kokusunun, yeniden inşa edilen evlerin taze boya kokusuna karıştığı, sokakların kahkaha sesleriyle dolduğu bir şehir…

O gün geldiğinde, Gazze’nin son kitapçısı belki artık “son” olmayacak. Yeni kitapçılar açılacak, sahaflar çoğalacak, kütüphaneler yeniden dolup taşacak. Çocuklar, hiçbir bomba sesi duymadan kitap sayfalarını çevirecek, defterlerine yalnızca ödevlerini, düşlerini, aşklarını yazacak.

Ve belki o gün, bir yazar “Gazze’nin Son Kitapçısı” başlıklı bir roman kaleme alacak. Bu romanda, bugün enkazdan kitap çıkaran sahafların hikâyesi anlatılacak; onların direnişi, yeni nesiller için bir ilham kaynağı olacak. İnsanlar bu kitabı okurken, şu cümleyi hatırlayacak:

“Bazen bir kitabı rafta tutmak, bir kenti haritada tutmaktan daha zordur.”

Okura Çağrı: Gazze’yi Unutmamak İçin Ne Yapabiliriz?

Bizler, bir ekranın karşısında bu satırları okuyanlar, belki Gazze’ye hiç gitmeyeceğiz. Belki Gazze’nin son kitapçısının dükkânının önünden hiç geçmeyeceğiz. Ama yine de yapabileceğimiz şeyler var:

  • Gazze’yi tarihsel ve siyasal boyutlarıyla anlatan kitaplar okumak
  • Savaşın ortasındaki insanların hikâyelerini anlatan romanlara, anılara, röportajlara yer açmak
  • Kütüphanelerin, sahafların, kültür merkezlerinin önemini kendi çevremizde hatırlatmak
  • Gazze’yle ilgili akademik çalışmaların, makalelerin, raporların sesini çoğaltmak
  • Ve en çok da, Gazze’de hâlâ kitap okuyan, yazan, çeviri yapan, raf dizen insanların varlığını unutmamak

Çünkü unutmamak, aynı zamanda bir direniş biçimidir. Hatırlanan, bir gün mutlaka yeniden filizlenir; tıpkı enkazdan çıkarılan bir kitabın yeni bir rafta yerini alması gibi.

Son Söz Yerine: Bir Kitapçı Dükkânının Işığı

Gazze’nin son kitapçısı, belki adını bilmediğimiz, yüzünü hiç görmediğimiz bir insan. Ama onun hikâyesi, bizim de hikâyemize dokunuyor. Çünkü bizler de, farklı şehirlerde, farklı dillerde, farklı hayatlarda, kitapların etrafında toplanıyoruz. Bir romanın kapağını açarken hissettiğimiz şey, Gazzeli bir çocuğun sayfa çevirirken hissettiğinden çok da farklı değil: merak, umut ve başka bir dünyanın mümkün olduğuna dair inanç.

Yıkılmış bir şehrin ortasında, küçük bir kitapçı dükkânının ışığı yanıyorsa, dünya hâlâ tamamen karanlık değildir. O ışık, bir lambadan çok daha fazlasıdır: insanlığın hafızası, vicdanı ve geleceğe uzanan ince bir çizgi. Ve biz, bu çizgiyi kitaplarla, kelimelerle, cümlelerle besleyebiliriz.

Gazze’nin son kitapçısına, enkazdan kitap kurtaran sahafa, tahtadan bir masanın başında ders çalışmaya çalışan öğrenciye, mum ışığında şiir yazan gence selam olsun. Onların direnişi, belki de çağımızın en sessiz ama en güçlü hikâyesi.

Kaynakça

  1. Gazze’nin son kitapçısı bağlamında Gazze’de kültürel hafızanın ve kitapçıların, sahafların, kütüphanelerin yıkımı hakkında haber: Gazzeli sahafın evinin enkazından kitap çıkararak kütüphanesini yeniden oluşturmasına dair AA kaynaklı haber metni.[2]

  2. Gazze’nin tarihsel, siyasal ve demografik yapısı; İsrail ablukası, 7 Ekim 2023 sonrası saldırılar ve sivil kayıplara dair genel arka plan bilgileri: Gazze başlıklı ansiklopedik madde.[6]

  3. Gazze’ye dair algı savaşını, bilgi tekeli girişimlerini ve 7 Ekim öncesi-sonrası dönemi çok boyutlu olarak ele alan kitap: Orta Doğu Uzmanı Zahide Tuba Kor tarafından kaleme alınan “Gazze” kitabına ilişkin tanıtım yazısı.[3]

  4. Türkiye’de Gazze temalı kültürel etkinlikler ve kitap fuarları bağlamında: “Gazze’yi Okumak, İnsanlığı Okumak” temalı Şahinbey Kitap Günleri Fuarı haber metni.[4]

  5. Gazze’de İsrail işgal politikalarının 7 Ekim 2023 sonrası soykırım boyutuna ulaştığını vurgulayan akademik derleme çalışması: “Gazze Dosyası – Teorik Soruşturmalar, Öngörüler ve Çözüm Önerileri” başlıklı PDF dosyası.[7]

  6. İslam düşünce geleneği ve kitap medeniyeti bağlamında referans alınan, Gazzâlî’nin hayatı ve eserleri hakkında ansiklopedik madde: Gazzâlî biyografisi ve eser listesi.[5]

Sıkça Sorulan Sorular
Sorularınıza cevap verecek faydalı bilgilere ulaşın.
En İyi Aktiviteleri Önce Sen Keşfet!
Yakınınızdaki heyecan verici aktiviteleri ve özel fırsatları ilk keşfeden siz olun! Uygulamamızı hemen indirin ve daha fazlasını deneyimleyin!
Firsat.Me

×