Bir Oyun Biletinin Arasında Sıkışan Hayatlar: “Biz Biriz”
Bir tiyatro bileti, çoğu zaman yalnızca kağıttan bir kapıdır; ardında başka zamanlar, başka insanlar, başka benlikler akar. “Biz Biriz” ise, bu kağıdın kıvrımlarında bir hücreye sığdırılmış üç mahpusun ve onların suçlarına, pişmanlıklarına, özlemlerine bürünmüş üç farklı içsel yolculuğun üstünden toplumun aynasına bakmak için yazılmış bir trajikomik oyun.
Ve o hücre, betonun arasında bir nehir gibi akar durur; suça saplanmış eller, pişmanlığı okumaya çabalar; yalnızlığı çoğalmış dilde, insan olmaya ve bir olmaya dair ince bir sızı büyür.
Oyun: “Biz Biriz”in Katmanlarında Gezinen Duygu Arkeolojisi
Biletinial’da ve farklı tiyatro platformlarında işaret edildiği gibi “Biz Biriz”, bir hücreye mahkum olmuş üç insanı odağına alır: biri cinayetten, ikisi farklı suçlardan yargılanmış, hayatın başka ucundan çekilmiş üç mahkumun öyküsüdür bu[1][2][4][5]. Yaş sınırının da 15+ olması, oyun içeriğinin ne kadar yoğun, ne kadar katmanlı ve zaman zaman insan ruhunda sert kırılmalara sebep olabilecek bir içeriğe sahip olduğunun göstergesidir.
Her mahpus, kendi öyküsüyle duvarlara çarpıp döner; toplumdan kopmuş, bir parça eksik, bir parça fazla; suçun kömürleşmiş izi hala ellerinde, pişmanlığın arapsaçı dilinde...
- Mehmet: Memleketinde çobanlık yapan, okuma yazma bilmeyen, taşralı, kırık ama diri bir yalnızlık taşıyor omuzlarında. Onun suçlu olma hali, cehaletin ya da kaderin bir cilvesi olarak kendine özgü bir burukluk taşır[4][5].
- Diğer iki mahpus: Biri cinayet işlemiş, diğeri ise farklı suçlarla mahkum olmuş. Her biri, hücre duvarlarında kendi sesini arıyor; özlemi, korkuyu, hatayı, pişmanlığı ve umut kırıntılarını aynı diliyle ama farklı geçmişinin sesiyle yankılıyor.
“Biz Biriz”, yalnızca bir hapishane oyunu değil; insanın içindeki bölünmüşlüğü, toplumsal dışlanmayı, suç ve ceza arasındaki ince çizgiyi, insanın mahkumluğuyla toplumsal gölgelerinin üst üste bindiği bir kavuşmazlık anını önce bir trajediyle, sonra ince bir mizahla işler.
Faulkner'in şu cümlesi yankılanır kulakta: “İnsan geçmişinden kaçamaz, çünkü geçmiş onun içindedir.”
Trajikomedi: İnsan Ruhunun İki Ucu
Oyun türünün “trajikomik” olarak tanımlanması rastlantı değil. Trajikomedi, bir yanda acının ve suçun ağırlığıyla kişiyi yere seren, öte yanda gülümsemenin ince çizgisine yaklaşan bir köprüdür.
İnsanın varlığında sarkaç gibi salınan acı ile sevincin ortasındaki karanlık derede, “Biz Biriz” kişilerin pişmanlıklarının gölgesinde mizah çıkarır; hücreye hapsolmuş umudun tortusunda ise trajediyi arar.
Morî gibi diğer mahkum temalı oyunlarda örneklerini gördüğümüz gibi, tek bir hücrede insanın kendine yabancılaşması, dış dünyaya uzanamaması ve toplumsal kabuller dışında kalışı oyunun duygusunu besler; ancak “Biz Biriz” bu yapıyı çoğul bir yalnızlıkla derinleştirir[3].
Toplumsal Yansımalar: Suç, Yargı, Birey
Her hücre, dışarıdan bakana sadece demir kapı, gri duvar, sararmış yatak, paslı lavabo, kısıtlı zaman gibi görünür. Oysa içeride, pişmanlık bir nehir; umut bir gölge; suç bir pas; insan ise her şeye rağmen filizlenen bir özdür.
Oyun, göz ardı edilenlerin hayatına bir pencere açar. Her biri toplumun farklı ucundan gelen üç adam, ortak yalnızlıkta birleşir:
- Bireyin topluma yabancılaşmasını işler.
- Suçun, sosyolojik ve psikolojik arka planı üzerinden mahpusların kişiliklerini ve değişimlerini gözler önüne serer.
- Mahputun, kendi geçmişiyle yüzleşme ve kendini yeniden tanımlama arzusunu derinleştirir.
“Biz Biriz”, suçu işleyenle suça tanık olanın, dışarıdakiyle içeridekinin, pişmanlıkla umut arasındaki çatışmayı; bazen yıkıcı, bazen iyileştirici, bazen de kaçınılmaz şekilde içimizde taşıdığımız bir yalnızlığın resmi olarak sunar.
Biletin Anlamı: Seyircinin Zamanla Buluşması
Bir tiyatro bileti, bu gibi oyunların izleyicisine yalnızca bir sanat eseri sunmaz; aynı zamanda topluma ayna tutan bir yolculuğun kapısını aralar. Bilet, izleyiciler için ritüel gibidir; hücreye kapatılmış bir mahkumun ruhunun izini sürme, onunla aynı pişmanlığa, aynı özleme ve aynı umuda ortak olma fırsatıdır.
Bir oyun izlerken, perdeden dökülen her replikte kendi pişmanlıklarımızı, umutlarımızı, suçlarımızı ve bağışlanmak arzularımızı bulmak mümkündür. “Biz Biriz”te izleyici, mahkumların yalnızlığına kendi yalnızlığını ekler; toplumsal bir kabulle bakmayı, yargının dışında bir dil üretmeyi öğrenir.
Bir bilet, kısa bir an için de olsa bir başka insanın, bambaşka bir dünyada, bambaşka bir hayatın izlerine dokunma cesaretini içerir.
Hapishane Metaforu: Taş Duvarların Ardında İnsanlık
"Hapishane", Batı ve Doğu edebiyatında sıkça kullanılan bir metafordur. Dostoyevski’den Sartre’a; William Faulkner’dan Lorca’ya; hapishane, insanın kendi içindeki sınırlarını, toplumdan dışlanmışlığını, suç ve pişmanlık arasındaki ince çizgide yürüyüşünü sembolize eder[8].
“Biz Biriz”, hücredeki üç mahkumun hikâyesini anlatırken, toplumsal dışlanmanın ve kendini yeniden bulmanın bir imgesi olarak hapishane duvarlarını kullanır.
- Bir duvar, toplumsal yargının bir simgesidir.
- Bir kapı, toplumsal kabullerin ardında kilitli kalmış arzunun ve özgürlük düşlerinin bir işaretidir.
- Bazı replikler, insanın geçmişiyle ve kendi vicdanıyla hesaplaşmasında dönüm noktası olur.
Bir hücrede yalnızca suçlular değil, aynı zamanda dışlanmış arzu, görmezden gelinen pişmanlık ve neredeyse hiç sesini bulmamış umutlar yaşar.
Sahne ve Seyirci Arasında: Empati ve Yüzleşme
Tiyatro, insana hep şu soruyu sordurur: “Ben bu hikayede neredeyim?”
Seyirci, mahkumların suçlarına ya da suçun arka planına bakarken; bir yandan kendi vicdanıyla, bir yandan toplumun gözüyle bakar oyuna. Empati, oyunun merkezinde bir duygudur. Trajikomik bir an; bir an kahkahaya dönebilen bir dram. Sevinç ve hüzün, umut ve özlem, mazur görülen hatalar ve acımasız yargılar oyunun katmanlarında iç içe geçer.
Unutmamak gerekir: Her insan bir şekilde kendi mahpusluğunda, kendi cezalarını, kendi umutlarını taşır.
Kimlik ve Bireyleşme: “Biz Biriz”in Dili
Oyun bir mahkumun hikayesini değil, her mahkumda başka bir toplumsal kimliğin ve bireysel sorunun parmak izini işler.
Mehmet’in okuma yazma bilmemesi, başka birinin cinayetten mahkum oluşu, diğeri ise farklı bir suçun gölgesinde kayboluşu, toplumun dışladığı, bazen de unutmak istediği katmanların iç içe geçişini simgeler.
“Biz Biriz”; ben kimim, sen kimsin, biz kimiz ve toplum bizi nasıl görür sorularını tiyatronun kadim sorusu olarak izleyiciye sunar:
- Toplumsal kimliğin mahpusluğu; bireyin kendi arzusuna, özlemlerine, pişmanlıklarına mahkumluğu.
- Okuma yazma bilmeyenin, çaresizliğin ve geçmişin ağırlığı ile verdiği mücadele.
- Suç ve cezanın toplumsal karşılığı; yargının ötesinde insan kalabilme arzusu.
Her söz, biraz eksiklik; her kelime, biraz pişmanlık; her ortak özlem, biraz da insan olmanın ve bir olmanın yalnızca bir hücreye değil, bütün topluma ait olduğunu işaret eder.
Tiyatroda Trajikomik Sabahlar: Umut ve Mizahın Dansı
Oyunun mizahi dokusu, hayata direncin de bir göstergesidir. Mizah, trajedinin yıkıcı etkisiyle başa çıkmanın gizli yoludur. Tiyatroda mizah, çoğu zaman acıya inat, umuda yaslanarak hayat hikayesinin sürdürülebilirliğini sağlar.
- Bir hücrede hayata dair küçük, absürt anların, mizahla iç içe sunulması.
- Bazen bir kelimeyi yanlış söylemek, bazen geçmişe dair komik bir anı, bazen suçun saçmalığı.
- Ve tabii ki, hayatta kalmanın ve umut etmenin bir başka yolu: gülmek.
“Biz Biriz”in trajikomik dili, izleyicinin duygusunda karşılığını bulur: hem hüzne hem umuda, hem pişmanlığa hem kendini affetmeye, hem mağduriyete hem de tekrar doğma arzusuna bir davetiye sunar.
Oyunun Seyirciye Kattığı: Bir Olmak, Yalnız Olmak, Empati Kurmak
Her tiyatro oyunu, izleyicisini kendi iç yolculuğuna davet eder. “Biz Biriz” ise, bu yolculuğu hapishanede başlatır ama insanın, toplumsal mahpusluğun, pişmanlığın ve affın üzerindeki örtüyü bir nebze kaldırmayı amaçlar.
- İzleyicinin; toplumdaki dışlananları anlaması, kendi vicdanıyla yüzleşmesi, empati kurması.
- Her suçun ardında bir hikaye, bir insan, bir pişmanlık ve bir umut yattığını görmesi.
- Toplumsal kabulleri sorgulaması, yargının sınırlarını ve insanlığın derinliğini keşfetmesi.
Bir tiyatro bileti, bir insanın başka bir insanın hayatına dokunma cesareti kadar, kendi hayatına dokunmanın da bir yöntemi olur çoğu zaman.
“Biz Biriz”, farklı suçlardan mahkum olmuş üç insanın hikâyesini anlatırken, her birimizin toplumsal ve bireysel mahpusluklarımızda bir arada olabileceğimizi gösterir; hem bir, hem ayrı, hem kırık, hem bütün.
Son Söz: Sınırların İçindeki Birlik ve Yalnızlık
Suç ve ceza, insanın varoluşunda asla tam çözülmemiş, her zaman başka bir duyguya evrilen bir bilmecedir. Bir tiyatro oyununun sahnesinde, duvarların, kilitlerin, pişmanlıkların, kahkahaların ve umutların arasında gezinmek; seyirci olarak hem bir olmak hem de yalnız olmaktır.
Bir tiyatro bileti, bir mahkumun hücresine girip onun hikayesini görmektir; bazen toplumsal acıyı, bazen mizahı, bazen kırık umutları yeniden anlamaktır. “Biz Biriz”, bir mahkumun yalnızlığına kendi yalnızlığımızı, toplumun acımasızlığına kendi anlayışımızı ve cezanın gölgesine kendi vicdanımızı katabilmektir.
Ve her oyun bittiğinde, sahne ışıkları söndüğünde, tiyatrodan çıkarken insan kendine şu soruyu sorar: “Ben kimim? Biz kimiz?”
- Bu oyun biletinin, bir başka hikayeye, bir başka yaşama, bir başka içsel yolculuğa açılan bir anahtar olmasını dilerim.
- Çünkü bazen, bir hücrede kilitli kalmış gibi hissetsek de, hepimiz biriz. Bir olmanın, yalnız olmanın ve insan olmanın trajikomik adımlarında buluşuruz.
Kaynakça
- [1] “Biz Biriz | biletinial”
- [2] “Biz Biriz | biletinial (en)”
- [3] “‘Morî’: Bir kadının trajikomik hikâyesi - Gazete Duvar”
- [4] “Birlik ve Beraberliğin Vurgulandığı Trajikomik 'Biz Biriz' Tiyatro ...”
- [5] “Biz Biriz - Sinema Bileti için Biletiva”
- [8] “Tiyatro oyunları listesi (Dünya) - Vikipedi”