İSTANBUL İSTANBUL
Türkçe

Bir İdam Mahkumunun Son Günü: Ankara’da Victor Hugo’dan Sahneye Yansıyan İnsanlık Dramı

İris Tanyeli 17 Eylül 2025 7 dk. 450 okunma
Bir İdam Mahkumunun Son Günü: Ankara’da Victor Hugo’dan Sahneye Yansıyan İnsanlık Dramı

Adaletin Gölgesinde Bir Yolculuk

Ankara’nın sert kış rüzgârları, duvarların arkasındaki hikâyelerin üzerinde geziniyor. Kentin gri taşlarının ardında, Victor Hugo’nun ölümsüz eseri Bir İdam Mahkumunun Son Günü, asla eskimeyen bir insanlık meselesi olarak sahneye yükseliyor. Günümüz tiyatrosu, çağlar ötesinden gelen bu haykırışı; infazın, vicdanın ve bazen unutmayı tercih ettiğimiz yalnızlığın sesiyle, salondaki her koltuğa fısıldıyor. Bu, sadece bir tiyatro oyunu değil; seyircisini “gerçek”le uçurumun kıyısına çağıran bir deneyim. Sahnede çalan saatler, ölümün yaklaşan ayak sesleriyle çarpışıyor. Herkes, o kadere sıkışmış bir mahkûmun son satırlarında, kendine ait bir yalnızlık buluyor.

Victor Hugo’nun Evrensel Çığlığı

Victor Hugo, 19. yüzyıl Avrupa’sında, bir idam mahkûmunun iç dünyasını, ilk monologlardan biri olarak edebiyat tarihine kazıdı. Klasikler arasında özel bir yeri olan bu eser, ceza sistemini, adaleti ve toplumun infazlara bakışını sorgularken, okuru ve izleyiciyi yalnızca bir mahkûmun değil, “insan”ın sonuna götürüyor. “İyi ki düştün, iyi ki yaşıyorsun, iyi ki köşeye sıkıştın” sözlerinde, idam cezası gibi tartışmalı bir konuyu, kurgunun ve gerçeğin arasına serpiştiriyor. Ve seyirci, mahkûmun son saatlerinde; suç, ceza, vicdan, toplum ve kader üzerine düşünmeye çağrılıyor.

Oyunun Öyküsü ve Sahne Uyarlamaları

Oyun, idam cezasına çarptırılan bir mahkûmun, son beş haftasını hücresinde geçirişini ve giderek insanlığını yitirişini anlatır. Mahkûmun yalnızca bedeni değil; ruhu, umutları, korkuları, hatta hücrenin dar duvarlarındaki sessizliği bile yargılanır. Eserin sahne uyarlamaları, bu içsel yolculuğu, seyirciyi hücrenin içine alacak şekilde kurgular. Ankara’da farklı yapımlar, eserin bu ruhunu koruyarak, güncel politik ve toplumsal alt metinlerle zenginleştiriyor.

Ankara’da Seçkin Bölge: Mekânların Dili

Şato Yazar Sahne

Ankara’nın kalabalık caddelerine açılan küçük bir kapı, Şato Yazar Sahne’nin dünyasına ulaştırır bizi. Burası; taş duvarlarına modern ışıkların vurduğu, seyircisini adeta bir hücreye sokup, mahkûmun son saatlerini soluk soluk yaşattığı özel bir mekân. Sahne, mahkûmun ve seyircinin yüzleşmesine, hücresel bir atmosfer sunuyor. Her koltuğun cazibesi, eserin kasvetini ve içe işleyen sorgulamasını artırıyor[2][3].

Çukurambar Kültür Sanat Merkezi

Çukurambar’da, cam cepheleriyle dikkat çeken modern bir sanat merkezi, bu kez Victor Hugo’nun hüznünü misafir ediyor. Burası, Ankara’nın dört bir yanından gelen seyircilerin buluşma noktası. Mekânın ferah koridorları, oyunun karanlığıyla tezat oluştururken; içeri giren her biletli, merkezin kendi hücresine alınıyor. Doğal ışıkla aydınlanan salon, mahkûmun gölgelerle çarpışan son saatlerine bir yenilik, bir tezat katıyor[2].

Oyuncu Kadrosu: Yüzleşmeye Çağrı

Oğuz Öztaş Tiyatrosu: Suç ve Ceza Arasında

Oğuz Öztaş’ın üstlendiği mahkûm rolü, Hugo’nun metnindeki hassasiyeti, adeta kemiklerine kadar hissederek sahneye taşıyor. Öztaş, sahnede yalnızca bir oyuncu değil, bir vicdan temsilcisi olarak çıkıyor karşımıza. Sertifikasyonunu Altan Gördüm’den alan yapım, Sertaç Yekeboğa’nın yönetmenliğinde, mahkûmun yüzüne vuran her ışığı, seyircinin gözlerine tutuyor. Süpervizörlüğünü üstlenen Gördüm’ün titiz dokunuşları, oyunun edebi ve felsefi derinliğini korurken, Yekeboğa’nın yönetmenliğinde sahnedeki her an, adeta bir sınav niteliğinde[1].

Atacan Şanlı ve Süleyman Ceylan: İki Oyuncu, Sonsuz Yalnızlık

Ankara sahnelerinde iz bırakan bir diğer yapımda, Atacan Şanlı ve Süleyman Ceylan, Hugo’nun benzersiz monoloğunu, iki karakterin diyaloglarına ustalıkla dönüştürüyor. Şanlı’nın uyarlaması ve Görkem Ersayar’ın yönetmenliğinde, müziklerinde Ayşe Nur Şahan’ın dokunuşlarıyla, seyirci; hem mahkûmun kaçamadığı içsel yolculuğuna, hem de adalete sorgulayıcı bir gözle bakmaya çağrılıyor[4]. Sahnede sadece iki oyuncunun olması, yalnızlık duygusunu daha da güçlendiriyor. Her bakış, her suskunluk, birer patlamaya dönüşürken; seyirci, mahkûmun yalnızlığının büyüklüğünü derinden hissediyor.

Rezervasyonun Yolu ve Eserin Kalbinin Atışı

Oyunun biletleri, Çukurambar Kültür Sanat Merkezi ve Şato Yazar Sahne’de seçimlik koltuklar ile satışa sunuluyor. Hem online satış platformlarında hem de salon girişlerinde rezervasyon yapılabilir[2][3]. Fiyatlar, koltuğun konumuna göre değişmekle birlikte, hemen her bütçeye uygun aralıklarda. Oyun, 16 yaş sınırıyla, ergenlikten yaşlılığa, her kesimde sorgulama yaratmayı hedefliyor. 70 dakikalık bu soluk kesici yolculuk, biletini alan herkesi, kaçınılmaz sonun eşiğine çağırıyor.

Eserin Güncel Anlamı ve Toplumsal Sorgusu

İnfaz ve Toplumun Yüzleşmesi

Victor Hugo, “Bir İdam Mahkumunun Son Günü”nde, ölüm cezasını bir eğlence gibi izleyen toplumun, asıl suçlu olup olmadığını soruyor. Mahkûmun suçunu sorgulamakla, kendi yargılarımızı da yargılıyoruz. Sahnedeki her replik, seyirciyi “adalet” ve “vicdan” arasında bırakıyor. Hugo, ölüm cezasının trajikomik yanını da gösterirken, bizleri, bu cezanın arkasındaki duyarsızlaşmaya dair düşünmeye çağırıyor[1].

Yalnızlık ve İnsanın Yüzleşmesi

Oyun, hücrede geçirilen son saatlerde, yalnız kalan bir insanın ruhunu anlatıyor. Mahkûm, suçunun yüküyle, pişmanlıklarıyla, umuduyla, yalnızlığıyla baş başa. Seyirci, bu yalnızlığın derinliğine, metin boyunca süren bir iç hesaplaşma ile gömülüyor. Hücreden yankılanan sesler, aslında şehir hayatındaki yalnızlığımızın bir çeşitlemesi olarak düşüyor bize. Hugo, mahkûmun yalnızlığını anlatırken, hepimize ait bir duygunun kapısını aralıyor.

Özgürlük, Kader ve İçsel Yolculuk

Herkesin özgür olduğunu sandığı şehirde, aslında bir başka çeşit hücrede yaşadığımızı hatırlatıyor bu oyun. Mahkûm, bedeni hapsolmuşken, bizlerse düşüncelerimizin, kaderimizin, korkularımızın mahkûmu… Oyun bitiminde, salonun loş ışıkları altında, herkesin biraz daha yalnız, biraz daha özgür olup olmadığını sorgulaması, Hugo’nun muazzam etkisinin bir göstergesi.

Son Söz: Sahnelere Yansıyan İnsanlık Halleri

Ankara’nın kültür-sanat sahnesinde, her biri farklı bir dokunuşla yeniden yorumlanan “Bir İdam Mahkumunun Son Günü”, seyirciyi bir düşün, bir hissin, bir sancının içine sürükler. Oyun boyunca süren yalnızlık, ölüm, kader ve adalet sorgusu, kentli seyirciyi, bireyi, içsel yolculuğuna davet eder. İnfazın, bir gösteriye dönüştüğü modern dünyada, böylesi klasikler, insanlık adına bir yenilik, bir uyanış oluşturur.

Kim bilir, belki siz de bir akşam, Ankara’da Şato Yazar Sahne veya Çukurambar Kültür Sanat Merkezi’nde bir bilet alıp, kendinizi o hücrenin içinde, mahkûmun sonunun eşiğinde bulabilirsiniz. Sonrasında, dışarı çıktığınızda, belki biraz daha insan, biraz daha fazla kendiniz olarak, Ankara’nın ihtişamına karışırsınız.

Kaynakça

  • Bir İdam Mahkumunun Son Günü – Oğuz Öztaş Tiyatro Oyunu, biletinial.com[1]
  • Bir İdam Mahkumunun Son Günü Oyunu Ankara biletleri ve mekân bilgisi, Bubilet (Şato Yazar Sahne ve Çukurambar Kültür Sanat Merkezi)[2]
  • Bir İdam Mahkumunun Son Günü – Şato Yazar Sahne, Biletix[3]
  • Atacan Şanlı & Süleyman Ceylan Ankara yapımı, biletinial.com[4]
  • Oyunun özeti ve diğer uyarlamalar hakkında bilgi, tiyatrolar.com.tr[6]
Sıkça Sorulan Sorular
Sorularınıza cevap verecek faydalı bilgilere ulaşın.
En İyi Aktiviteleri Önce Sen Keşfet!
Yakınınızdaki heyecan verici aktiviteleri ve özel fırsatları ilk keşfeden siz olun! Uygulamamızı hemen indirin ve daha fazlasını deneyimleyin!
Firsat.Me

×