Tomris Uyar: Hem Hayata Hem Sözlere Dolu Dizgin Bir Kadın

02 Eyl 2025  •  767
Ücretsiz Kampanya Yayınla!

Giriş: Bir Kadeh Rakı, Bir Dilim Hayat, Bir Tomris Uyar

Bu yazıda çantanıza bir iki kitap, gönlünüze bir doz entelektüel merak atıp, Türk öykücülüğünün en renkli, en özgün kadın kalemlerinden biriyle tanışmaya, onun hayata, aşka, edebiyata ve elbette ki dillere destan dostluklara bakışına göz atmaya davetlisiniz. Tomris Uyar deyince akla tabii ki sadece edebiyat gelmiyor; aşk, kayıp, çaydanlığın fokurdaması, kapı önünde sohbetler, masalarda yarım kalan çatal bıçaklar ve unutulmayan meyhane muhabbetleri de bu öykünün bir parçası! Hazırsanız, defterinizi açın – aralara bolca mizah, biraz hüzün ve epeyce macera sıkıştırdım!

Tomris’in Kısa Ama Dopdolu Hayatı: Rakı Kadehinden Dünyaya Bakmak

15 Mart 1941’de, İstanbul’da dünyaya gözlerini açan Tomris Uyar’ın sıradan bir ailesi olduğunu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Annesi hukukçu Celile Girgin, babası ise hem hukukçu hem de yazar Ali Fuat Gedik. Bu ailede kural belliydi: Evde çay demlenirken şiir okunur, akşam sofralarında tartışılan bir sonraki “gündem maddesi” ise yeni bir roman ya da çevrilen bir hikaye olurdu[1][2][5]. Hani derler ya “el bebek gül bebek büyümüş,” işte Tomris tam da öyle büyüdü ama onun ‘gülleri’ çoğunlukla kitaplardan devşirilmişti.

Çok erken yaşta “kaderine” başkaldırdı Tomris; “Ben öykücü olacağım” deyip edebiyat dünyasına daldı. Ama tabii önce İngilizceden yaptığı çevrilerle adını duyurdu. İlk çevirisi Rabindranath Tagore’un "Şekerden Bebek" adlı masalıydı – ki bu çeviri 1962’de Varlık dergisinde yayımlandı[3][5]. Öyle sıradan bir başlangıç değil, “Herkes top oynarken ben Tagore çevirdim,” türünden havalı bir çıkış!

Hayatında Aşk Var, Kayıp Var, Dinginlik Hiç Yok!

Aşk dedin mi Tomris Uyar’ın hayatındaki üç büyük şair ve üç büyük kırılmayı es geçmek ayıptır. Bir yanda şairler: Ülkü Tamer, Cemal Süreya, Turgut Uyar; öte yanda kısa ama benzersiz hikayelerle dolu evlilikler, dostluklar ve ölümler…

  1. Ülkü Tamer: İlk evliliği. 1963’te evlendiler, kızları Ekin’in elim bir şekilde süt boğulmasına bağlı kaybı, ilişkilerinde onulmaz bir boşluk bıraktı ve 1964’te yollar ayrıldı[1][4].
  2. Cemal Süreya: Şiirin serseri ruhu… İkili, “Papirüs Dergisi” etrafında birbirlerine sevdalı dizelerle bağlandılar ama bu da uzun soluklu olmadı. Tomris’i “bir kadın ki her cuma saçlarını kestirir” diye efsaneleştiren Cemal Süreya, aşkını öldüremese de ilişkiyi sonlandırdı.
  3. Turgut Uyar: İşte ömrünün sonuna dek süren, Tomris’in hayatında “en uzun soluklu aşk ve huzur limanı.” Birlikte Hayri Turgut Uyar adında bir evlada da can verdiler. Turgut Uyar’sız kalan her geceyi, “Kahvaltıda boğaza karşı günaydın demek” tadında yazılarla ölümsüzleştirdi[1][4].

Kimi için edebiyat, bazen bir tür kaçış olur, Tomris içinse hayatın tam kendisi! O masa başında rakı kadehini kaldırırken "Hayat ekşi limon gibidir, ama biraz şekerle nefis olur" diyerek cümlelerine lezzet kattı. Her acı, her kayıp, biraz daha mizahla, biraz daha dinginlikle yoğruldu öykülerinde.

Modern Zamanların Yeraltı Kraliçesi: Edebiyat Dünyasına Katkıları

Tomris Uyar, Türk öykücülüğünün öncülerinden. Ve hayır, sadece “kadın yazar” olarak değil, birebir kendi tarzını yaratarak, kendi cümleleriyle öykücülüğe alternatif bir soluk getirmiş bir isim.

“Yazar olmayı ortaokulda kararlaştırdım” dediği günlerden, ondan fazla öykü kitabına, altmışı aşkın çeviriye ve dört günlüğe imza attı. Öykülerinde yerelden evrensele uzanan bir bakışla, aile, aşk, kadın ve toplumsal roller gibi temalara mizahi ve bazen acımasızca gerçekçi bir gözle baktı[3][4].

Ödüllerle Taşlanan Bir Yol: Boşuna Değil Bu Alkışlar

Yangında ilk kurtarılacak “kitaplar” listesine Tomris Uyar’ın eserlerinden en az birini eklemediyseniz, acilen “Yürekte Bukağı”, “Yaza Yolculuk” ve “Gündökümü” serisini not edin. Çünkü onun öyküleri okurunu bir an durup kendi hayatına bakmaya zorlar.

Bir Kadının Kaleminden Modern Dünyaya Açılan Kapılar

Tomris’in öykülerinde en manidar, en asi ve en çok tartışılan konu: kadınlık halleri. Öyle tavizsiz, öyle dürüst bir anlatımı var ki, “Bir kadının hiç olmadığı kadar yalnız ve bir o kadar çoğul” dünyasını satırlara döküyor.

Bu yönüyle Tomris Uyar’ın öykülerinde kah sosyal gerçekçiliğe göz kırpan, kah deneysel diliyle okuru şaşırtan bir işçilik bulursunuz. Hiç kimseye kuru romantizm satmaz, “mutluluğun formülü yoktur, biraz mizah, azıcık cesaret ve çokça yalnızlık” vardır onun öykülerinde.

Dergiler, Ortaklıklar ve Papirüs: Bir Masanın Etrafında Şiirler ve Rakı Şişeleri

Cemal Süreya ve Ülkü Tamer ile birlikte Papirüs Dergisi’nin kurucularındandır. Papirüs yalnızca bir dergi değil, 1960’ların ve 1970’lerin edebiyata susamış gençlerini masa etrafında buluşturan canlı bir meyhaneydi adeta[2][3][4]. Gecelerce süren tartışmalar, dostluklar, kıskançlıklar… Kısacası sıkı bir edebiyat ve hayat çemberi!

Lezzet Durakları: Tomris’in Sofrası, Rakı ve Edebiyat Diyalogları

Eğer Tomris Uyar bir şehir olsaydı, orası kesinlikle Cihangir’in sabaha kadar ışıkları sönmeyen bir apartman katı olurdu! Misafirleri arasında kimler yok ki…

  1. Turgut Uyar, Can Yücel, Edip Cansever, Cemal Süreya
  2. Her an yeni bir şiir patlatmak için tetikte bekleyen Delikanlı Yazarlar
  3. Kapı eşiğinde postacıyla tartışan, evde yemek pişiren, sofrada kendi buluşu “limonlu enginar salatası”nı paylaşan Tomris’in kendisi

Tomris’in sofrası, rakısı, sohbeti bir başka… Sohbetin ortasında “Erkekler neden çabuk yorulur?” diye bir espri patlatır, cevap gecikirse kendi yapar: “Çünkü onlar aşkı kas güçleriyle sandılar!” Alkollü–alkolsüz fark etmez, onunla her muhabbet bir öyküye ilham olurdu zaten.

Çevirmenlik: Batı Edebiyatı’nı Türkçede Renkli Bir Raks Ettirmek

Tomris Uyar, Türkçeye öyle eserler kazandırdı ki, “Keşke bir de bunu çevirmiş olsaydı” deneceklerin sayısı az kaldı. Aralarında Virginia Woolf, Jean Rhys gibi adını andığınızda “edebiyatta gurme işi” dedirtecek yazarlar var[3][4].

En Önemli Eserleri: Tomris’le Bir Çay, Bir Kahkaha

Elbette ki Tomris Uyar’ın öykü kitaplarını okumadan geçen bir ömür, rakı masasında pide yemeden kalkmak gibi yarım kalır! İşte bugüne damga vuran bazı eserleri:

Her biri “Bir tatil köyünde yapılmış hoş bir sabah yürüyüşü” gibi; bazen yalnızlık teması ağır basar, bazen bir eski sevgilinin gömleğinde kalan parfüm kokusu kadar derin bir nostalji. O kadar günlük ve tanıdık ki, satırların arasında kendinize rastlamanız an meselesi!

Edebiyatında Yer Alan Temalar ve Mizahi Yaklaşımı

Bir Tomris öyküsünde kendinizi bulmak kolaydır, çünkü kahramanlar alışverişte kasiyerin bakışından rahatsız olan, apartman toplantısında başını eğen sıradan insanlardır. Ama o, sıradanı “matematik formülü” gibi ters yüz eder:

Fark ettiğinizde gülümseyeceğiniz, bazen gözlerinizi kısarak okuyacağınız, “Bu olayı ben de yaşadım!” diyeceğiniz metinler. İşte Tomris’in asıl büyüsü burada başlar; gündelik hayatı mizahın ince ayarıyla lezzetli kılar!

Tomris Uyar Edebiyatı ile Şehir Hayatı: Modern Kadının Gündelik Mücadelesi

Gelin biraz günümüz şehirli kadınıyla Tomris Uyar’ı baş başa bırakalım… Cihangir’in arka sokaklarında yürürken elinde Tomris’in bir kitabı olan kadınları görürseniz şaşırmayın. Çünkü o hikâyelerde kahramanlar metroya koşarak yetişir, çocuğunu kursta beklerken dedikodu yapar, sevgilisiyle ayrılıp market alışverişi sırasında melankolik bir gülüş yakalar.

Kısacası Tomris Uyar okuyan kadın, hayatı daha çok sorgular. O yüzden Tomris, bir felsefe dersi değil, “şehirde yaşamanın ironik kılavuzu” gibi okunmalı!

Final: Kadehte Kalan Son Damla, Cümlede Kalan Son Mizah

Tomris Uyar, hem kadına hem de erkeğe dair yazdığı her satırda; “Hayat sandığınızdan daha kısa, gülümsemeye bakın!” dedi aslında. Ne diyelim, onun o meşhur sütlaç tarifini yapamadıysanız bari öykülerini tadın, çünkü edebiyatı da sohbeti de damağınızda kalacak türden!

Kaynakça


Bu blog yazısı ile ilgili telif hakkı, içerik kaldırma, güncelleme veya düzeltme taleplerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. info@firsat.me.

Sorumluluk Reddi: Bu içerik yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır. Kaynakçada yer alan bağlantılar kendi içeriklerinden sorumludur. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca telif hakları eser sahiplerine aittir.