Sessizlikten Dolu Bir Meydana: Füsun Demirel’in Aşk Dersleri’ne Davet
Bir tiyatro salonunun loş ışığında, koltuklara sığmayan bir merak ve ruhun derinindeki huzursuz kıpırtı… Işıklar sönmeden bir an önce başlasın isteriz oyun, başladığında ise bitmesin; çünkü sahne, bizden önce bizim üzerimize düşen o perdeyi yırtar. Füsun Demirel’in “Aşk Dersleri” tam da bu çelişkinin, merak ile korkunun, bilgi ile cehaletin dansını sahnede cisimleştiren bir yolculuktur. Oyun, klasik bir tiyatro temsilinden çok öte; bazen bir laboratuar, bazen bir grup terapisi, bazen de bize başkalarının acılarını kendi tenimizde duyumsatan bir aynadır.
“Bu oyunu bir misyon gibi kabul edip seyirciye aktarmayı hedefliyorum,” der Demirel; “Klasik bir tiyatro oyunu değildir bu, bir halk oyunudur, bir yolculuktur. Tiyatro adeta bir laboratuara, bir dersliğe dönmüştür ve aslında hep birlikte bir grup terapisindeyiz. Amacımız biraz da olsa tabularımıza dokunabilmek ve dönüşüme aday bireyler olarak salondan ayrılmak.”[1]
Bir Biletin Bedeli: Füsun Demirel’in “Aşk Dersleri”ne Nasıl Katılırız?
Tabuların koyu örtüsünü aralamak cesaret ister; ama izleyici için ilk adım çoğu zaman ürpertici bir heyecanla alınan bir tiyatro biletidir. “Aşk Dersleri” sezon boyunca çeşitli illerde ve sahnelerde seyircisini bekliyor. Programda öne çıkan salonlar:
- Şişli Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi
- İzmir İsmet İnönü Sanat Merkezi
- Urla Toprak Sahne
- Güzelbahçe Kültür Merkezi
- Karşıyaka Kuzguni Sanat Cafe
- Ayvalık İsmet İnönü Kültür Merkezi
- Alanya Kültür Merkezi
- Eskişehir Zübeyde Hanım Kültür Merkezi
Her bir mekân, bazen içimizde kırılgan, bazen taş kadar katı ama her zaman bir parça eksik yanımızı buluşturan bu oyunun tanığı olur.[1]
Kaynağı ve Manifestosu: Dario Fo ve Franca Rame’nin Dokusunda Bir Oyun
Sevmenin, aşık olmanın, cinselliğin gölgede bırakıldığı; nesiller boyunca suskunluğu büyütmüş bir toplumda, sesin en kıymetlisi sükuneti yırtandır. “Aşk Dersleri”, köklerini İtalya'nın en önemli oyun yazarlarından Dario Fo ve Franca Rame’nin “Seks? Eh, Hayır Demem!” başlıklı eserinden alır. Demirel’in uyarlaması, metni bir “tek kişilik diyalog”, bir meddah anlatısı, bazen de çocukluktan bugüne savrulan içsel bir yolculuğa dönüştürür.[1][2][5]
Temalar: Kalıpların Kırıldığı Yer
Oyunda, modern toplumun yüzleşmekten çekindiği birçok temel mesele var:
- Cinsellik ve bu başlığın aile içindeki tabuları
- Cinsellik eğitiminin eksikliği ve çocuklar üzerindeki uzun vadeli etkileri
- Ev içi cinsel sorunlar ve ilişkilerde sevgisizliğin anatomisi
- Kadına yönelik şiddet, cinsel istismar ve toplumun bu gerçekleriyle baş etme biçimleri
- Toplumsal cinsiyet kodları: Kadın ve erkek rollerinin ev içinde ve toplumsal alanda yeniden üretilmesi
Her tema, ironi ile sarkastik dokunuşların iç içe geçtiği bir dille seyirciye aktarılır.[2][1][5] Demirel’in meddah kimliği, oyun boyunca sahneyi bir tür “psikolojik deney alanı”na dönüştürür.
Oyunun Yapısı: Monologdan Meddaha, Kişiselden Toplumsala
Füsun Demirel’in uyarlaması, tek yönlü bir metin olmaktan ziyade, kendi yaşamından ve çocukluk-ergenlik anılarından da beslenen, seyirciyle doğrudan etkileşimli, eklektik bir meddah performansıdır.[2]
Bazı sahnelerde, seyircinin edebiyatla seyahat ettiği bir mektup olur metin; bazen de bir terapi seansı gibi, duvarlarda yankılanan itiraflara dönüşür.
Skeçler, anlatımın arasına birer pencere gibi serpilmiştir. Bazen cinsellik ve evlilik, bazen kadının toplumdaki kimliği, bazense en kişisel en kırılgan anlar bu pencereden yüzümüze eser. “Aşk Dersleri” başlığını taşısa da, her bir dersi içinde kırık bir aynadan ışık gibi saçarak sunar.[3]
Oyunun Alt Metni: Bir Kadın Hikâyesi Olarak Ayna, Kılıç ve Merhem
Her seyirci, salona adım attığında kendi hikayesini saklı bir çekmeceden çıkarır. Demirel’in “Aşk Dersleri”nde aktardığı ise, bir değil çok kadının, çok insanın hikâyesidir. Bunu sağlayan ise metnin çok katmanlı kurgusu.
Kadınlık hikayesini anlatırken, kabuğu sert görünen erkeklik meselesine de dokunur oyun:[4][5]
- Erkekliği, toplumun kadının üstünde kurduğu tahakkümle tartışır
- Üzerinde yürüdüğümüz dünyanın yalnızca kadınların değil, erkeklerin de kaderini değiştirmek zorunda olduğu bir dünya olduğunu öne sürer
Günümüz Türkiye’sinde “Aşk” İçin Neden Bilete İhtiyaç Duyarız?
Bir seyirci neden tüm bu “can sıkıcı” meseleler için bilet alır? İzlemek acıtırken, neden kendi gölgenle göz göze gelmek istersin?
- Çünkü aşk, yalnızca romantik duyguların, pembe hayallerin sığınağı değildir; aşk, toplumsal değişime, bireysel dönüşüme açılan hakiki bir kapıdır.[2]
- Çünkü sevmeyi, aşık olmayı, bedenimizi ve ruhumuzu bilmeden büyümüş nesilleriz. Cinsellik konuşulamayan bir tabu olduğunda, sevgisizlik tüm bir toplumu zehirler.
- Çünkü dönüşüm sessizce gelmez; onu sahnede, gözümüzü acıtan bir gerçekte ya da salonun arka sıralarında tutulan hıçkırıkta buluruz ve kabuğumuzdan sıyrılırız.
Sahnede Buluşan Hayatlar: Seyircinin Rolü ve İnteraktif Deneyim
“Aşk Dersleri”, klasik tiyatroda alışık olduğumuz seyirci-pasif izleyici ilişkisini bozar. Oyun, seyirciyi kahraman, sahneyi bir tür grup terapisinin alanı yapar.[1][2]Oyunun sonunda, alkışlarla veda edilenin yalnızca oyuncular olmadığını hissedersiniz; kendi acınızı, zaafınızı, özleminizi de selamlamışsınızdır.
Türkiye ve Dünya: Toplumsal Tabular Karşısında Sahnenin Direnci
Dünyada, kadına şiddet, cinsellik tabusu, toplumsal cinsiyet kodları hâlâ konuşmanın ötesinde çözülmeyi bekleyen meselelerdir. Oyun, hem Türkiye’de hem de dünyada kadınlık ve erkeklik meselelerini bir arada tartışırken; politik tiyatronun cesur bir örneğini verir.[4][5]Demirel’in tiyatrosu bu yüzden yalnız bir sanat etkinliği değil; aynı zamanda bir çağrı, bir meydan okuma, bir umut önerisidir.
Füsun Demirel’in Oyuna Taşıdığı Otobiyografi ve Yara İzleri
“Oyunda çocukluk ve ergenlik anılarımdan yola çıkarak kişisel deneyimlerimi paylaşıyorum,” diyor Demirel.[2] Oyunun özü, bireysel bir hikâyeden yola çıkıp toplumsal bir anlatıya dönüşüyor. Bazen seyirciyle bağ kurarken, oyun metninin ötesinde, sahnenin gerçekliğinden taşan bir kırılganlık hissediliyor.
Bu kişisel anlatıların içindeki cesaret, bazen bir ağıt, bazen bir isyan, bazen de sessiz bir kabullenmedir. Zaman zaman gözünüzden bir damla yaş süzülürken, aynı anda yüzünüzde buruk bir gülümseme belirir.
Bir Oyun, Bir Bilet, Bin Yüzleşme: Oyun Sonrası Salonun Sessizliği
Son perde indiğinde, salonun ortasında asılı kalan sessizlik, izleyicinin kalbinde yankılanan bir çanın sesidir. Oyun yalnızca “aşk”ı öğretmez; acıya rağmen iyileşmeye, kırık yerlerden yeniden yeşermeye dair bir umut aşılmaya çalışılır.
Sahneye çıkan her kadın ve adam, kendi geçmişini, utancını, bilgisizliğini, sevincini, arzusunu bırakır salonda; ve salon yavaşça boşalırken, her izleyici çoktan kendi içine gömülmüştür. İşte o anda, oyunun gerçek sarsıcılığı açığa çıkar.
Bilet: Sadece Bir Kağıt mı, Yoksa Bir İçsel Yolculuk Davetiyesi mi?
Bazı biletler yalnızca bir etkinliğe giriş hakkı tanımaz; kimi biletler, izleyiciyi beklenmedik bir fırtınadan geçirir. “Aşk Dersleri”ne alınan bilet, çoğu zaman izleyiciye kolay bir gece sunmaz. O salondan çıkanlar, “dönüşüme aday bireyler olarak” ayrılır oradan.[1]
Kimi zaman oyunun ardından sokaklara savrulan düşünceler, eve döndüğünüzde sizi bir süre uyutmaz. Belki annenizle ya da kızınızla sohbet etme ihtiyacı duyarsınız, belki de kendinizi ilk kez kanlı canlı görmeye karar verirsiniz.
Neden İzlenmeli? “Aşk Dersleri”nin Çoğullukta Yalnız ve Evrensel Evi
- Cinsellik ve aşk üzerindeki tabuları, didaktik olmadan, hayatın içinden bir sesin dürüstlüğüyle tartıştığı için
- Tek bir hayat hikayesinden yola çıkıp, kadının, erkeğin ve toplumun ortak nefesini yakalayabildiği için
- Seyirciye yalnızca dış göz olmayı değil, iç yolculuğunda dönüştürücü bir farkındalık önerdiği için
- Cesur, katmanlı ve samimi anlatımıyla, sahnenin yalnızca eğlencelik bir alan olmadığını; hakikatin deşildiği bir laboratuar olduğunu hatırlattığı için
Füsun Demirel’in Yolu: Sahnedeki Kadınların Bilgesi Olarak İz
Demirel’in yıllara yayılan sanat yolculuğunda, “Aşk Dersleri” bir dönüm noktası ya da bir kişisel manifesto gibi görünebilir. Dario Fo ve Franca Rame’nin politik, feminist, acı ve cesur metinlerini yalnızca Türkçeye çevirmekle kalmaz, onları kendi anılarının ve ülkesinin toplumsal gerçeklerinin sınırlarından geçirerek sunar.[2][5]Bir izleyici olarak, başka hiçbir yerde duyulmayacak kadar öznel ve evrensel hikâyelere, acının, şifanın ve dayanışmanın sahneye sığan ağırlığına tanıklık ederiz.
Son Söz Yerine: Aşkı, Cinselliği, Kırılganlığı Konuşmaktan Korkmayanlara
“Aşk Dersleri”, hayatı yalnızca güzellikleriyle anlatmaz; kirli, puslu, utangaç, acıtan yerlerini de sahneye taşır. Bu yüzden, salondan çıkan her izleyici, kendine bir söz verir: “Kim olursan ol, ne yaşamış olursan ol, hak ettiğin tek bir şey var; aşk. Onu bulduğunda sakın bırakma!”[2]
Kaynakça
- [1] FÜSUN DEMİREL ‘AŞK DERSLERİ’NE DEVAM EDİYOR – Magazinci.com
- [2] Füsun Demirel ile Hasbihâl: Aşk Dersleri – Tiyatro.co
- [3] Aşk Dersleri - ekşi sözlük
- [4] Bodrum Demirel'den Aşk Dersleri – Haber Bodrum
- [5] Füsun Demirel'den Aşk Dersleri – Artful Living