Ermişler ve Günahkarlar: İnsanın Kafasındaki Bitmeyen Kavga

19 Sep 2025  •  355
Ücretsiz Kampanya Yayınla!

Merhaba dostlar! Bugün sizi öyle mistik bir yolculuğa çıkaracağım ki, ruhunuz bir yandan Mevlana’yı selamlayacak, bir yandan bir dedektifle akıl hastanesini gezecek. Bugünkü menümüzde ermişlik ve günahkarlık var! Tabii yanında bolca kara mizah, bol baharatlı toplumsal tespitler, bir parça tarihi dedikodu ve dibine kadar insani zaaflar… Hazırsanız, tam bir “hem güldüren hem düşündüren” self-servis açıldı, buyurun ortaya!

Ermiş Kimdir, Günahkar Ne Yapar?

Her şeyin başı tanım! Bizde ermiş dendi mi akan sular durur; “Mübarek, elini öpelim, bir üflesin, başımıza iyi gelsin.” Günahkar dendi mi de suratlar ekşir: “Aman yaklaşma, teraziyi şaşırtır.” Aslında ermişle günahkar, hayat denen şu devasa sahnede başrolü paylaşırlar. Kimileri ışığın peşindeyken, kimileri gölgelerde kaybolur. Ama çoğunluk... İşte tam arada, bazen ermiş bazen günahkar hisseder kendini. Yaşadıkları, yedikleri, içtikleri, sevdikleri ve kızdıklarıyla tabii!

Toplumun Hassas Tartısı: Ne Ermişlik Bitiyor Ne Günahkarlık

Hani şöyle bir haberde görürüz, adam vakti zamanında “Bunu hiç beklemezdik, çok temiz bir insandı!” diye tanımlanır. Ama bir bakmışsın, demir parmaklıklar ardında. İşte bu, insan doğasının ikili yapısıyla—yani içindeki ermiş ve günahkarla—yüzleşmesiyle alakalı, ruhumuzda ayakta alkış mı var, yoksa ıslık mı? Batının modernleşme sancısı ile Doğu’nun ilahi geleneği arasında sıkışmış günümüz insanı, kendine sorar: “Ben kimim, neye inanıyorum ve neden her günah işleyip, ertesi gün dua ediyorum?” Bediüzzaman Said Nursi gibi büyüklerden dinleyelim: “Günahlara karşı takva ve amel-i salih esaslarıdır. Her bir günahı terk etmek farzdır, terk etmek bir amel-i salihtir”[1]. Yani, her günaha karşı bir ermişlik şansı var! İşte bu yüzden, her gün biraz az da olsa ermiş olmaya çalışıyoruz; tabii hadi dürüst olalım, genelde günahkar taraf kazanıyor!

Bir De Tiyatroya Soracak Olursak: “Ermişler ya da Günahkarlar” Nereden Çıktı?

Olayı biraz tiyatroların sahnesine taşıyalım: “Ermişler ya da Günahkarlar” adlı tiyatro oyunu, Mark Styler adında polisiye romancı bir elemanın, tarihin büyük seri katili ile görüşmek için bir akıl hastanesine gitmesiyle başlıyor. Doktor Farquhar ve hemşire Plimpton tarafından hop bir odaya, hop bir sorguya—hayat bir polisiye roman gibi ilerliyor orada[4][6]. Oyunda insanın içindeki vahşi, saldırgan, suç eğilimli yanlarıyla yüzleşiyor—baya gerçekçi yani. Biz sanıyoruz ki ermiş ile günahkar birbirinden ayrı; oysa ikisi de insanın tam içinde, bir gün sağda bir gün solda koltuk kapıyor arsızca[2][3].

Ermişlik: Lokma Lokma Aydınlanma mı?

Gelin ermişlik ihalelerini biraz deşelim. Haşmetli, felsefesi bol, menkıbe yağmurlu bir alan. Bugün Türkiye'nin yerel lezzetleri konusunda ermişler başı çeker: Yahu “şefin önerisi” diye lokantada herkesin yediği menemen, aslında ermişlerin buluşu mu? Mevlana’nın etrafında tabaklar dönerken, bir yanda da ruhlar kanatlanır. Gerçi Mevlana’ya bazı felsefeciler gelmiş, sorular sormuş, hepsi cevaplarını Şems-i Tebrizi’den almışlar; cevabı duyan felsefeci de küçük dilini yutmuş, ermişin yanında nutku tutulmuş[1]. İşte ermişlik böyle: Hem lafı gediğine koyar, hem insanı şaşırtır.

Ama unutmayın: Ermiş, illa sakalını beline dolayan, hiçbir hata yapmayan, sürekli nefes alan bir ruh hali değildir. Arada bir yoldan şaşar, unutsa da geri gelir; esas farkı sorgulanmakla kalmayıp, sorgulatmakta!

Günahkarlık: Şeytan Tüyü Mü, Yoksa Pratik Kolaylık?

Diğer taraf: Günahkarlar! Bunlar, kimilerine göre adım başı “eyvah!” dedirten, kimilerine göre “yahu ne olacak, hepimiz insanız!” diye hafifletilen tipler. Günahkar olmak bir nevi kahramanlık mı, yoksa hayatı daha renkli yaşama çabası mı? Bilim insanları dese de suç, vahşet, cinayet neden bizi cezbediyor, bir filmde kötü karaktere niye “Ama aslında iyi biri...” demek istiyoruz? Çünkü korku ve şiddetin heyecanı içimizde bir yerleri dürtüyor[3]. Kendimizde “gizli günahı” bulup af dilemek, bir yandan da “ama o da hak etti” diye mırıldanmak doğal refleks!

Bütün Soruların Başrolü: İnsanın İçi

Düşünelim: Ermişler ve günahkarlar aslında ölçeklerimizde birbirini dengeliyor. Kimse “Ben tam ermişim” diyemez, hatta “Tam belayım!” diyen günahkar da nadirdir. Çünkü hayat, ikisi arasında akrobatik dansını sürekli döndürür.

Kısacası, ermişlik ve günahkarlık bir döngü: Bir gün sağda, bir gün solda; sabah dua, akşam pişmanlık.

Kültürel Perspektiften Ermişlik ve Günahkarlık

Türk Filmlerinde ve Yemeklerinde Ermişlik-Günahkarlık Motifi

Sanat dedin mi işin içine ermişlik ve günahkarlık hep karışır. Klasik Yeşilçam filmlerinde “Anasının kuzusu” bir karakter, bir anda mahallenin baş belası olur. Ama sonunda pişmanlık gözyaşıyla “Affet beni” der. Çünkü Türk kültüründe ‘Hatasız kul olmaz’ mottosu her yerde geçerli!

“Helal Lokma” ve “Haram Lokma” Arasında Yolculuk

Yerel Lezzetler: Ermiş Tarifler mi, Günahkar Tatlar mı?

Bazen bir yemeğin lezzetinde bile ermişlik ve günahkarlık var. Mesela “Gavurdağı Salatası” güzellik ve doğallıkla ermişliği kucaklıyor, Maraş dondurması ise “Gece yarısı kaçamak” hissiyle günahkarlığa göz kırpıyor.

Bir bakıma, En iyi aşçı, azıcık günah, bolca ermişlik formülünden çıkar. Her tencere, kendi içinde bir ikilem!

Eğlence Mekanlarında Ermişler ve Günahkarlar

Eğer gece dışarı çıkıyorsan, gideceğin mekanda kesin şöyle diyaloglar döner:

Yani sosyal hayatta, sabaha kadar süren sohbetler “Ermiş olsam şu an burada olmazdım” ile “Günahkar olmasam bu kadar eğlenmezdim” arasında gider gelir.

Ermişlik ve Günahkarlık: Kendi Kendine Evde Denenebilir Mi?

Evde otururken bile insanın içindeki ermiş ve günahkar savaşı bitmez. Bazen sabah erken kalkıp meditasyon yaparsın, “Oh ne huzur!” derken bir bakarsın öğlen üçte Netflix’e gömülmüşsün, “Ermişlik fişi çekildi, günahkarlık dominate etti!” Durum hep değişken, önemli olan kendi iç huzurunu bulmak. Bazen ermişlik, kendine ve topluma fayda sağlamak; bazen günahkarlık, arada bir kendine dürüst olabilmek.

Tiyatro Sahnesinde Ermişlik ve Günahkarlık: Gerçekten Hangisi Ağır Basar?

"Ermişler ya da Günahkarlar" tiyatro oyunu, insan doğasının iki tarafına ışık tutuyor. Mark Styler adındaki romancı karakter, tarihi bir seri katil olan Easterman ile gerçek bir yüzleşme yaşamak için hastaneye gidiyor, ama orada kendini bir sinir harbinin içinde buluyor[4][6]. Komedinin ve gerilimin iç içe geçtiği oyun, her insanın içinde birer “ermiş” ve birer “günahkarın” yaşadığı tezini savunuyor. Hastanede bile ermişlikten bir gram bulamazsın bazen, günahkardan medet umarsın. Herkesin maskesi var; kimininki dua, kimininki inkâr.

Sonunda kendimize soruyoruz: “Oyun bittikten sonra ben hangisiyim?” Ve işte cevabı: Gündüz ermiş, gece günahkar; hafta sonu tam ortası!

Tarihi ve Dini Perspektif: Ermişlik mi, Günahkarlık mı Kazanır?

Son Çıktılar: Günah-ermiş Dengesini Ararken

Ermişler ve günahkarlar hayatın her anında bizimle, yolda yürürken, ekmek alırken, gece eğlenirken, kafamıza takılan sorularda… Tiyatro sahnesinde karanlık-gizemli bir akıl hastanesinde karşılaşsak da, mutfağımızda sabah simidiyle buluşsak da, herkesin içinde bir ermiş ve bir günahkar oturur. Her gün biri konsere giderken, diğeri evde meditasyon yapar. Önemli olan vicdan terazisinde hangisinin ağır bastığını sormak – ama cevabı sabit kalmaz, çünkü hayat devasa bir sahne ve biz bir gün ermiş, bir gün günahkar rolündeyiz.

Yerel Lezzetler ve Eğlence Mekanlarıyla Son Kıta:

Kaynakça


Bu blog yazısı ile ilgili telif hakkı, içerik kaldırma, güncelleme veya düzeltme taleplerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. info@firsat.me.

Sorumluluk Reddi: Bu içerik yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır. Kaynakçada yer alan bağlantılar kendi içeriklerinden sorumludur. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca telif hakları eser sahiplerine aittir.