Cihangir’de “Son Zenne”: Köşe Başında Parlayan Bir Hikâye

08 Eki 2025  •  430
Ücretsiz Kampanya Yayınla!

Giriş: Cihangir’in Dar Sokaklarında Bir Hayat Sahnesi

Cihangir… İstanbul’un kalbindeki küçük bir vaha gibi. Hareketli caddelerinde hayat bulur, dar arka sokaklarında ise şehrin puslu ve hüzünlü sesleri yankılanır. Her köşe başında yeni bir hikâye başlar burada; kafelerin bitmeyen sohbetlerinde ya da kaldırımlarında kedilerle paylaşılmış yalnızlıklarda. Ancak Cihangir’in en özel masallarından biri, sisli bir akşamda başlamak üzere olan bir tiyatro oyununda yeniden doğar: Son Zenne.

Bu yazıda, Son Zenne oyununun Cihangir atmosferiyle buluşmasını, oyunun geleneksel ve toplumsal arka planını, oyuncularını, sahne tasarımını ve izleyicide bıraktığı sarsıcı etkileri ele alacağım. Ayrıca "zenne" ve "köçek" kültürünün Osmanlı’dan bugüne nasıl evrildiğini ve Son Zenne’nin bu mirası nasıl kendi sahnesine taşıdığını irdeleyerek mercek altına alacağım.

Son Zenne’ye Kısa Bir Bakış

Son Zenne, yazar ve yönetmen Serdar Saatman’ın kaleminden ve Nilüfer Bıyıklı'nın hikâyesinden süzülen, toplumsal dışlanmışlık ve varoluş sancısı temalarını işleyen bir tiyatro oyunudur. Yarkın Ünsal’ın yürek burkan bir samimiyetle canlandırdığı baş karakter “Zenne”, hayatın acımasızlığında, toplumun ötekileştirici tavırlarında kendi yolunu bulmaya çalışan bir adamdır. O, göbek atmıyorum, dans ediyorum diyerek kendi varlığına, onuruna sahip çıkan, dansın, yeraltı eğlencesinin ışığında kendi yaşamını onarmaya çalışan bir figürdür[1].

Oyun, tıpkı Antik Yunan tiyatrosundaki gibi, kimliğin sınırlarının kurcalandığı bir zeminde kuruludur. Cihangir’in bohem havası ile oyunun başkaldıran karakterleri, izleyiciye samimi ve vurucu bir deneyim sunar.

Oyunun Konusu ve Karakterleri

Zenne, ailesinden ve toplumdan dışlanmış bir adam olarak ucuz bir müzikholün bodrumunda yaşamaktadır. Onun hayatı, arabesk bir çaresizlik ve tutkulu bir dans arasında gidip gelir. Zenne’nin hayatında en önemli olan, dans ederek hayata tutunmak ve varlığını, onurunu her darbeye karşı koruyabilmektir. Oyunda Zenne’nin yanında çetin ve sömürücü karakteriyle Şahin, ve bir gün kendini onun dünyasında bulan ve benzer yaralar taşıyan Nesime karakterleri yer alır. Nesime’nin gelişiyle birlikte, iki öksüz ruh birbirinin yarasını sarmaya, hayatta kalmanın yeni yollarını aramaya başlarlar[1].

Oyunun her anında Zenne’nin ötekiliği, yaşadığı zorluklar ve bunun üstüne inşa ettiği direnç, İstanbul’un çokkültürlü, çokkatmanlı yüzüyle birleşerek evrensel bir dil bulur.

Zenne ve Köçek: Osmanlı’dan Bugüne Uzanan Bir Kültürün İzinde

Zenne ve Köçek Kimdir?

Osmanlı saraylarında, harem eğlencelerinde ve halk şenliklerinde görülen zenne ve köçek kültürü, toplumsal cinsiyet rollerinin ve mahremiyet sınırlarının en ilginç şekilde esnetildiği sanat formlarındandır. “Köçek”, çoğunlukla genç yaşta, güzel, erkek çocuklardan seçilen ve kadın kıyafetleriyle dans eden erkeklere verilen bir isimdi. Zenne ise, köçekten biraz daha farklı bir anlamda, sahnede kadın karakterleri canlandıran ya da zaman zaman kadın kıyafetiyle dans eden yetişkin erkekler için kullanılırdı[2].


Köçeklerin Osmanlı'daki temsili (Temsili fotoğraf)

Köçeklik ve Dansın Dönüştürücü Gücü

Köçekler, dansa 7-8 yaşında başlar, ortalama altı yıl çıraklık yapar ve ustalaştıklarında ise özellikle sarayda, düğünlerde ya da meyhanelerde gösterilere çıkarlardı. Kostümleri, renkli şalvarları, kadife ceketleri, başlarına taktıkları süslü kadife fesleriyle tanınan köçekler, sadece dans değil, aynı zamanda ritm ve perküsyon enstrümanları konusunda da ustaydılar. Dansları, cinsel imalar barındıran, alaycı, çoğu zaman hüzün ve mizahı harmanlayan gösterilere dönüşürdü[2].

Bütün bu renkli anlatının ardında, köçeklik de zennelik de toplumun ‘öteki’ saydığı kimliklere açılan, bir yandan da onları görünmez kılmaya, sınırda yaşamaya zorlayan bir hayatı temsil eder. “Son Zenne”, işte bu uzun tarihin izinden giderek, bedenin ve ruhun hapsedildiği bir dünyanın dansla, yani sanatla aşılabileceğini gözler önüne seriyor.

Son Zenne’nin Sahnesi: Kentsel Bohem bir Masal

Sahne Tasarımı ve Atmosfer

Oğuz Şahin’in tasarladığı sahne dekoru, Cihangir’in bir bodrum katını, yani Zenne’nin yaşadığı ‘ucuz’ müzikholün arka odasını gerçeğe sadık, vurucu bir şekilde yansıtıyor. Dağınık, özensiz, gizli özlem ve yoksunluk dolu bu sahnede, karakterlerin iç dünyası ile dekorun kasveti bütünleşiyor. Gecenin sabaha, yalnızlığın dostluğa kavuştuğu bu mekân, Cihangir’in dar ve sessiz sokaklarına bir selam gibi uzanıyor[1].

Bir yanda tezgâhta eriyen mum ışıkları, diğer yanda yırtık perdelerden süzülen ay ışığı… Sahne her detayıyla bohem ve hüzünlü bir İstanbul’un minyatürü gibi. Dekorun sadeliği, oyuncuların ruhsal derinlikleriyle birleşince, izleyiciyi adeta karakterlerin pejmürde hayatına buyur ediyor.

Kostüm, Işık ve Müzik

Kostümde Oğuz Şahin’in tercihiyle, toplumsal sınırların bir simgesi halini almış, eski püskü kadın kıyafetleriyle dans eden Zenne, hem geleneksel kültüre hem de modern yalnızlığımıza sessizce bir gönderme yapıyor. Onur Alagöz’ün ışık tasarımı ise sahnede karanlıkla aydınlığın kaçınılmaz savaşını temsil eder gibi; bir bakmışsınız karakterler sonsuz bir gölgede kayboluyor, bir bakmışsınız göğsünü gere gere dans eden bir figür haline geliyorlar[1].

Oyunun sonunda ise, şarkı ve müzik, Zümrüt Şahin’in besteleriyle başka bir boyut kazanıyor. Zenne, bir kere daha, “göbek atmıyorum; dans ediyorum” der gibi durmuş, gözbebeklerinde yorgun bir gururla, dansın son şarkısını söylüyor. Seyirciyle aralarında görünmeyen bir bağ kuruluyor; acının, dışlanmışlığın ve özlemin dansıyla.

Oyunculuk ve Yorumlar

Bütün yükü omuzlamış olan Yarkın Ünsal, Zenne rolünde muazzam bir performans sergilerken, izleyiciye adeta o hayatı yaşatıyor: Hem yaralı hem öfkeli, hem tutkulu hem yorgun. Sevtap Özaltun’un Nesime’si ise hayata sımsıkı tutunmaya çalışan, mutsuzluktan yorulmuş bir karakterin gerçekçi yansıtmasıyla parlıyor. Cansu Fırıncı’nın Şahin’i ise zaman zaman rolüne biraz uzak durmasıyla eleştirilere konu olsa da, üçlü arasında kurulan dramatik denge oyunun duygusal yoğunluğunu artırıyor[1].

Oyun kimi zaman biçimsel olarak metin boşluklarıyla ve gerçekçi olmayan geçişlerle eleştirilebilse de, sahnedeki içtenlik ve duygu yoğunluğu tüm bu teknik detayların önüne geçiyor.

Cihangir’de “Son Zenne” ve İzleyiciye Yansımalar

Cihangir’in çokkatmanlı yapısı, Son Zenne’nin atmosferine ve anlatmak istediği ötekilik hissine mükemmel bir zemin sunuyor. Modern İstanbul’un sanatla yoğrulmuş, her daim bir kenarda durmaya zorlanan hayatları, bu oyunda adeta yeniden doğuyor.

Oyunun sonunda, izleyicinin zihninde sadece Zenne’nin pejmürde kostümleri ve müzikholün tozlu perdeleri kalmıyor; aynı zamanda toplumun kimliklerimizi nasıl şekillendirdiği, ötekileştirmenin nasıl derin yaralar açtığı ve sanatın bu yaraları sarma gücü hissiyle salonu terk ediyorsunuz.

Sanatın ve Toplumun Kesik Hikâyesi

Son Zenne, bir yandan toplumsal normlara, dışlanmışlığa ve önyargılara başkaldıran bir masal; öte yandan her birimizin bir köşesinden geçtiğimiz acıların, özlemlerin ve umutların bir bileşkesi gibi. Cihangir’in kendine has güzelliğiyle oyun arasıra buruk bir roman, arasıra umutlu bir şarkıya dönüşüyor.

Zenne’nin yalnızlığı, Nesime’nin hayata tutunmaya çalışan elleri, İstanbul’un gece silüetinde küçük bir yıldız gibi yanıp sönüyor. Tıpkı Cihangir’in arka sokaklarında ara sıra karşımıza çıkan, kendine has bir hayatı inatla sürdüren yalnız kediler gibi.

Günümüz ve Gelecek: Zenne Kültüründen Sanatın Direncine

Bugün, köçek ve zenne kültürü geçmişin bir nostaljisinden ibaret değil. Bu gelenek, toplumun normlarına karşı var olabilmenin ve farklı kimliklerin toplumda kendine bir yer bulabilmesinin sessiz ve dirençli bir manifestosudur. Son Zenne ise, bu kadim kültürün modern dünyadaki yankısını, Cihangir’in dar yollarındaki bohem yalnızlıkla buluşturuyor.

Belki de her dönemin “Son Zenne”si, kendi gölgelerinde dans etmeye mahkûmdur. Ancak sanat, hikâyenin başrolünde yer alan karakterler kadar, o dar ve kasvetli sahneleri izleyen seyircinin de ufkunu genişletmeye devam edecektir.

Kaynakça


Bu blog yazısı ile ilgili telif hakkı, içerik kaldırma, güncelleme veya düzeltme taleplerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. info@firsat.me.

Sorumluluk Reddi: Bu içerik yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır. Kaynakçada yer alan bağlantılar kendi içeriklerinden sorumludur. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca telif hakları eser sahiplerine aittir.