Burası Orası Mıdır? Tiyatroya Dair Düşündüren Bir Başlık ve Derinlemesine Bir Yolculuk

04 Eki 2025  •  403
Ücretsiz Kampanya Yayınla!

Burası Orası Mıdır?: Sadece Bir Soru Değil, Tiyatronun Kalbine Dokunan Bir Çıkmaz

İtiraf edeyim: Burası Orası Mıdır? ifadesini ilk duyduğumda aklıma hemen çocuklukta oynadığımız “saklambaç” geldi. Saklanan birini bulduğunda deriz ya, “Burası orası mı?” diye; aslında bu soruyla, gördüğümüz manzaranın bildiğimizle örtüşüp örtüşmediğinden emin olmaya çalışırız. İşte tiyatro da böyle bir alan; sahnede izlediğimizin gerçek mi, kurgu mu olduğunu her an sorgularız. Hatta çoğu zaman, seyirci olarak içten içe şunu fısıldarız kendimize: Burası orası mıdır? Yoksa bambaşka bir yer mi?

Bu makalede, “Burası Orası Mıdır?” sorusunun tiyatro dünyasında ne anlama gelebileceğini, tiyatronun tarihini, dönüşümünü, modern tiyatroda kimlik ve gerçeklik arayışını, seyirciyle oyuncu arasındaki o görünmez bağı, hatta biraz da bu alandaki kişisel gözlemlerimi eğlenceli örneklerle anlatacağım. Bakalım sonunda birlikte şu soruya bir cevap bulabilecek miyiz: Burası gerçekten orası mı?

Tiyatronun Temellerinde Bir Soru: Gerçeklik ve Yanılsama

Tiyatroya dair ilk yazılı kaynaklardan günümüze kadar insanların aklında hep aynı soru dönüp durmuş: Burada olan biten, “hakikaten” oluyor mu? Antik Yunan’dan beri bu karmaşa devam ediyor. M.Ö. 534 yılında Atina’da düzenlenen ilk tiyatro şenliklerinde bile insanlar sahnede kim kime ne yapıyor, Tanrılar mı inecek, insanlar mı yükselecek, yoksa tüm bunlar “gösteri” mi, ayırt etmeye çalışıyorlardı[1]. Kimi zaman maskelerin ardında, kimi zaman boş bir sahnedeki koro eşliğinde gerçeklik ile oyun arasında gidip gelmişler.

Antik Yunan Dönemi: Olay, Yer ve Zamanda Birlik

Anlatılanlara göre, o dönemlerde tiyatroda dekor ve kostüm yokmuş. Bir koro eşliğinde, ana kahramanlardan seçilen birkaç kişi maskeler takıp tek bir yerde geçen bir olay akışını canlandırıyormuş; Aristoteles’in “üç birlik kuralı” burada devredeymiş: Olayda bütünlük, yerde bütünlük, zamanda bütünlük[1].

Yani bugünkü anlamda “burası” dediğin sahne, aslında “orası” da olabilirdi: Antik bir saray, bir tapınak avlusu ya da sıradan bir köy meydanı... O yüzden, seyirci olarak baştan kabullenmek gerekiyor: Karşımızdaki sahne, bir ilüzyon ve biz o dünyaya beraberce gireceğiz.

Orta Çağ ve Sonrası: Kurallar Yıkılırken Tiyatro Dönüşüyor

Zaman ilerledikçe tiyatro, hayatın içinden kopup gelen bol dekorlu, kostümlü, danslı bir eğlenceye evrilmiş. William Shakespeare’in önderliğinde artık kadın rollerini bile genç erkeklerin oynadığı, izleyicinin tepkisine göre şekil almaya hazır, toplumsal vurguları güçlü oyunlar sahneye taşınmış[1]. Modern tiyatroya gelindiğinde ise, Stanislavski’nin “Sihirli Eğer” metoduyla oyuncular sahnedeki karakterin duygusunu içselleştirmeye başlamış. Amaç, seyirciye mümkün olduğunca “gerçek” bir deneyim yaşatmak olmuş.

Tiyatroda Dönüşen Kavramlar: Gerçeklik, Yanılsama ve Katılım

Tiyatroda en sevdiğim şeylerden biri, seyirci-oyuncu arasındaki görünmez sınır. Yani, dördüncü duvar dediğimiz sahne ile salon arasındaki hayali çizgi… Bu sınır, bazen oyuncunun göz ucuyla seyirciye bakışında, bazen bir selamda, bazen de oyuna seyirciyi dahil eden sürprizli sahnelerde yok olur.

Sahnede Sınırlar: Burası? Orası? Yoksa İkisi Birden Mi?

İşte tam da bu noktada, “Burası Orası Mıdır?” sorusunun büyüsü başlıyor. Sahnedeki salonun, salonun da sahnenin bir uzantısı haline geldiği bu anlar, tiyatronun insana hissettirdiği o eşsiz aidiyet duygusunun kaynağıdır.

“Burası Orası Mıdır?” Tiyatroda Bir Tematik Araştırma

Diyelim ki adını pek çok yerde duydunuz: “Burası Orası Mıdır?” Bu başlık ilk bakışta bir absürtlük, ikinci bakışta ise derin bir felsefi sorgu gibi gelebilir. Bir odağı, bir kimliği, bir mekanı arama durumu… Tiyatronun en sevdiğim yanlarından biri, bu tür soruları seyircinin zihnine usulca bırakmasıdır. Çünkü her tiyatro oyununun bir şekilde bu soruyu arka planda işlediğine inanırım. Ayrıca, kelime oyununu seven biri olarak başlığın çağrıştırdığı çok katmanlı anlamlar iştah kabartıcıdır.

Modern ve Postmodern Tiyatroda Mekan ve Kimlik Arayışı

1950’lerden sonra özellikle batı tiyatrosunda “biz kimiz, burası neresi, rolümüz, görevimiz, kimliğimiz ne?” soruları daha sık işlenmeye başlamış. Absürd tiyatroda karakterler sürekli “burada olanın anlamı ne?” diye döner durur. Mesela Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken”inde karakterlerin neredeyse hiç ilerlemeyen zaman ve mekân içerisinde beklemesi buna güzel bir örnektir.

Ve seyirci, oyun boyunca kendi “burası”sını da, oyuncunun “orası”sını da sorgular. Yani oyun bittikten sonra kafada bir soru asılı kalır: Yerimi, kimliğimi, rolümü sahiden bulabildim mi?

Türk Tiyatrosunda “Burası Orası Mıdır?”ın İzleri

Bu topraklarda tiyatro hep çok sesli, çok renkli olmuştur. Geleneksel ortaoyunundan Karagöz’e, Cumhuriyet sonrası modern tiyatroya kadar, sahnede “burası ya da orası” meselesi çokça ele alınmıştır. Ortaoyununda kavuklu ve pişekarın yeri değiştirerek oluşturduğu sürprizler, Karagöz’deki gölgelerin bir oraya bir buraya savrulan maceraları hep “yer” ve “kimlik” ile ilgilidir. Bazen kültürel çatışma, bazen toplumsal değişim bu sorgunun merkezinde yer alır.

Tanzimat ve Cumhuriyet Dönemi Tiyatrosu

Günümüzde ise, her tiyatro sezonunda mutlaka seyircinin “acaba burada anlatılan hikaye benim hikayem olabilir mi?” diye soracağı oyunlarla karşılaşırız. Yazarların ve yönetmenlerin bu sorgulamayı bilinçli olarak canlı tuttuklarını gözlemleyebilirsiniz.

Burası Orası Mıdır? Bir Oyun Olabilir Mi?

Bu başlık, tiyatro oyunu olarak da kullanılmaya son derece elverişli. Henüz bu ismi bire bir taşıyan, geniş bilinirliğe sahip bir oyuna rastlamamış olsam da, dönem dönem benzer temalarda oyunlar sahnelenmiş ve ilgi görmüştür. (Not: Burada çok benzer isimli veya aynı temaya sahip, örneğin mekân ve kimlik arayışını merkeze alan Türkçe ve yabancı birçok oyun mevcut. Özellikle öğrenci tiyatrolarında ya da bağımsız topluluklarda böylesi isimlerle özgün prodüksiyonlara rastlamak mümkün.)

Bir tiyatro yazarı olarak hayal kursaydım, “Burası Orası Mıdır?” başlıklı bir oyunun temasının şöyle olmasını isterdim:

  1. Sahne bomboş başlardı. Ortada büyükçe bir masa ve üzerinde dökümanlar vardır.
  2. Her karakter, masaya gelişinde kendisini başka biri olarak tanıtır. Adlarını, hikayelerini sık sık değiştirirler.
  3. Oyunun ilerleyen bölümlerinde seyirciler salonda bir not bulurlar: “Burası, orası mıdır?”
  4. Perde sonunda seyirci olarak kısmen huzursuz, kısmen kafası karışık ama bolca gülümsemeyle mekandan ayrılırsınız.

Belki de oyunun en güçlü anı, oyuncunun dönüp “Sizi az önce burada gördüm ama orada mıydınız?” diye doğrudan seyirciye sorduğu andır. İşte tiyatro tam da burada başlar.

Sahne Sanatlarında Mekan, Kimlik ve Gerçeklik Üçlüsü

Modern tiyatroda mekan geleneksel anlamını büyük ölçüde kaybetmiştir. Bugün küçük bir siyah kutu salonu, bazen bir akıl hastanesine, bazen geniş bir plazaya, bazen de açık bir köy meydanına dönüşüverir. Burası orası mı değil mi, tamamen hikayeye ve oyuncunun enerjisine bağlıdır.

Seyirci olarak, hem olayın içinde hem de dışında kalırsınız. Bacak bacak üstüne attığınızda “oyuna katılıyor muyum, yoksa dış göz müyüm?” sorusu bile anlam kazanır. Yani, tiyatro sadece izlemek değildir; tam anlamıyla deneyimlemektir.

Tiyatroda Deneyim: İşte Burası, İşte Orası!

Kendi seyirci deneyimlerimde en çok sevdiğim anlar, salonda bir uğultu başladığında ya da yanımdaki kişiyle “Bir dakika, az önceki oyuncu dışarıdan gelmedi mi?” gibisinden sohbetler ettiğimiz anlar olmuştur. Tiyatro yalnızca sahnedekinin değil, salondakinin de gerçekliğidir. Çünkü o an, burası ile orası bütünleşir. Kendi gerçekliğimizden sahnedekine bir köprü atılır ve bir yerde yollar birleşir.

Bir Dosttan Tiyatroya Yol Arkadaşı Tavsiyeleri

Seyirciye Son Söz: Burası, Orası, Hepimiz

Bazen tiyatro salonundan çıkarken kafamda bir cümle çınlar: “Burası orası mıdır?” Cevabı kesin değildir, zaten çoğu zaman tiyatro size bu kesinliği sunmayı da amaçlamaz. Sahneye çıkmadan önceki o kısa tedirginlik anı, perde arkasındaki telaş, salondaki uğultu… Hepsi, tiyatronun içindeki canlılığı bir kez daha hissettirir. Bu yüzden de iyi bir oyun, izleyiciyi birkaç saatliğine de olsa “gerçeklikle kurmaca” arasındaki sınırda oynatmayı başarır.

Ve işte bu yüzden tutkulu bir tiyatrosever olarak size dostça söylüyorum: Bir gün bir tiyatro oyununda kendinize “Burası orası mıdır?” diye sorduğunuzda, bilin ki doğru yerdesiniz. Sahnenin, sesin ve sözün büyüsüne kapılmışsınız demektir. Bırakın kafa karışıklığınızla eğlenin, sorgulayın, gülümseyin… Çünkü tiyatro nihayetinde, hayatın da bir “oyun” olduğunu bize tekrar tekrar hatırlatır.

KAYNAKÇA


Bu blog yazısı ile ilgili telif hakkı, içerik kaldırma, güncelleme veya düzeltme taleplerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. info@firsat.me.

Sorumluluk Reddi: Bu içerik yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır. Kaynakçada yer alan bağlantılar kendi içeriklerinden sorumludur. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca telif hakları eser sahiplerine aittir.