Hadi itiraf edelim: Hiçbirimiz “Bugün işe gitmek istemiyorum, doğaya kaçıp bisikletle şelale bulalım, midemize de bir dondurma yapıştıralım” dememiş olsak, bu yazı da olmazdı zaten. Ama nihayet harekete geçiyoruz. Muhtemelen sabahın köründe kalkmış, yolda “Kahve içilebilecek bir yer var mı?” arayışına girmiş, su matarasına atıştıranları görünce suyun büyüsüne kapılmış; kendini bir anda bol oksijen, bol yemyeşil, hâttâ hayvanın biri bile çıkar karşına, “Oha!” dedirtirken bulacaksın. Abant Göynük ve şelale rotası tam da böyle bir ara: Sözle anlatılmaz, ancak birlikte yürümek gerek!
Kesin Şeker Katmış Bu Yol! – Kısaca Abant Göynük Turu
Şimdi bu rotayı kafanızda canlandırın: Bolu’dan başlıyorsunuz, dümdüz yeşilin yanına Abant Gölü’nü alıyorsunuz, tıngır mıngır turluyorsunuz, Güzeldere Şelalesi’ne gidiyorsunuz, sonra Göynük’ün tarih kokan sokaklarında mahalle çayı için, ardından da Mudurnu’nun eski sokaklarında atıştırmaya devam ediyorsunuz. Yani, bu tur deyince aklınıza güzel bir “trekking-şelale-göl-muşmula-sehat-turu” gelsin. Hem de ortalama bir oyuncak ayıcıktan daha yumuşak ve herkes için uygun. Üstelik, her durağın kendine has bir rengi, kokusu ve lezzeti var. Kim derdi ki doğayı yemek de olur!
Abant Gölü: Çamların Altında Yüzme Tuzu İstemek
Abant dendi mi göl gelir akla, göl dendi mi Türk kahvesi, Türk kahvesi dendi mi simit, simit dendi mi “Dur, fotoğraf çek!” der şimdiki insan. Abant Gölü, 1400-1700 metre yükseklikteki Abant Dağları’nın kucağında, heyelan sonucu oluşmuş bir göl ve çevresi tam bir “yeşil-yürüyüş-doğayla biten selfie” paketi[8]. Bisiklet mi? Var. Yürüyüş yolu mu? Var. Fayton mu? Var. Suyun üzerinde sandalla gezmek mi? O da var. Piknik yapıp simit atıştırmak mı? Kesinlikle var. Üstelik gün batımında göle çarpan güneşin yansıması, tam da “O anı Instagram’a koysam mı, koysam değil mi?” tartışması çıkartmaya yetiyor.
Gölün etrafındaki oteller, restoranlar ve girişteki köy pazarı ise turun ayrı bir ayıbı. Çünkü burada organik sebze, yöresel peynir, ev yapımı reçel ve el işi hediyelik eşyalar gözünüzü boyar. Pazarın sunduğu maharetler, “bir daha ne zaman geleyim bilmiyorum, alayım bari” dedirtir. Eğer “Turist gibi tezgâh çekecek” halleriniz varsa, burada pazarlık etmek ayrı bir keyif. Aman, “Aynı fiyattan aldığıma bakmayın, pazarlık yapmaya bayıldım!” diye mutlu olanlardan olabilirsiniz.
Sinekli Yaylası: Sinek Kovanı Değil, Buzhane!
Gölün ardından, ismi yanıltıcı ama manzarası kelimenin tam anlamıyla “buz gibi” olan Sinekli Yaylası’na uğrayın. 1450 metre rakımda, 100 dönümlük bir yayla alanı ve tam ortasında, “bu kadar minik gölde balık olur mu?” diyeceğiniz bir gölet var[1]. Temmuz ayında gelirseniz, yayla şenliklerine denk gelebilir bir anda kendinizi halayda kâh korkuyla, kâh bir tavşan misali zıplayarak bulabilirsiniz. Doğayı burada şifalı sularıyla ve çıplak ayakla çimlerde gezerek hissedin. Yaylada kamp yapmak, doğa ile aşk yaşamak, “gerizekalı telefonu bırak” diye kendine şiir okumak için biçilmiş kaftan.
Yalnız dikkat, isminin aksine yaylada “sinek” istilası yok – en azından ben rastlamadım; olursa, “Sinekli Yayla ama sinek yok, şaka gibi!” diye Instagram’a yorum alırsınız. Gelip görün, ailenizle sohbet edin, çocuklarınızı “başı dönmüş keçi” gibi koşturun. Bakarsınız, koyun çobanlarına çay ısmarlayabilirsiniz ya da “Burada bir kaz bulamaz mıyız?” diyerek kaz keyfine dalabilirsiniz. Görmezden gelmeyin, yaylanın kuzusunu da unutmayın – öyle bir lezzet ki, ağzınızda küçük bir şenlik başlatır!
Güzeldere Şelalesi: Yaklaştıkça Suyun Sesi Geliyor!
Yazının şah damarı burası: Güzeldere Şelalesi. 120 metre yükseklikten “vınn!” diye dökülen Bıçkı Deresi’nin suları, tabiat parkı olarak tescil edilmiş bu alanda “Bana yaklaş, serinle, keşfet, hayranlık duy, sonra da dondurma ye” diyor adeta[1]. Şelale, adı gibi güzel, peşi sıra gelen yürüyüş parkurları ise tam bir doğa sporsal atılımı yapmak isteyenlere göre. Trekking deneyimi yaşamak isteyenler, burada “Aman, ayakkabım su geçirmez mi diye!” diyebilir. Ama hiç üzülmeyin, etrafta böğürtlen, üvez, alıç gibi meyveler sizi bekliyor. Burası aynı zamanda “bitki müzesi” gibi – çeşit çeşit ağaç, çam tarlası ve arada “Bu da ne şimdi?” diye baktığınız mantar çeşitleri sizi şaşırtabilir.
Suyun sesi, yürüdükçe daha da büyüyor, serinlik, sıcak yaz günlerinde “Tanrı’nın suyu bu mu ya!” dedirtiyor. Piknik yapmak isteyenler için geniş alanlar ve kamp alanları mevcut. “Çadır mı kuralım?” diyenleri duyar gibiyim. Hem de şelalenin dibindeki “serinlik cenneti” ile beraber gölün yansımasında yüzünüzü yıkayın, doğanın orman banyosu yapın, suyun gücünü hissedin, içi geçmiş bisküvileri yemeye başlayın. Gündüz “çok şükür doğadayız”, gece “uyursam uyurum, uyumazsam da ateş başı sohbeti yaparım” modunda olun, çok güzel!
Yedigöller: Yedi Göl de Olsa, Susuz Kimse Yok!
Yedigöller Milli Parkı, Abant gibi bir yeri “göl göl göl” diye üste çıkaran bir doğa harikası. Burası, 2000 hektarlık bir park ve yedi göle sahip[1][8]. Büyükgöl, Seringöl, Küçükgöl, İncegöl, Deringöl, Nazlıgöl ve Sazlıgöl’de buzu denemek isteyenler var mı? Benim önerim: Bir seferde hepsini görmeyin, “yarın da yaparım” moduna girmeyin, gidin adam gibi gezdirin kendinizi!
Yedigöller’de yürüyüş ve bisiklet yolu var; isteyen balık tutsun, isteyen kamp yapsın, isteyen “burası çok sessiz, biraz kulaklık takayım” desin. Her gölün bir gizemi, suyu ve çevresinde ayrı ayrı bitki örtüsü, ağaçlar ve kuş cıvıltıları var. İlkbahar ve sonbaharda renk cümbüşüyle vadi, çizgi film sahnesine dönüyor sanki. “Burası Disney değil, gerçek doğa” deseniz de, arada gezen ilgi çekici “yabani hayvanın fotoğrafı” çekmek lazım değil mi? Elbette öyle, bazen bir sincap, bazen bir tavşan ve eğer şanslıysanız, bir geyik bile görebilirsiniz.
Göynük’e Girmek: Sokaklarında Bir Fincan Çay, Bir Dilim Tarih
Doğayı doya doya yaşadıktan sonra sıra, “küçük ama tarihi büyük” Göynük’e geliyor. Göynük, etrafınızda cumbalı evler, taş döşemeli sokaklar, mahalle ortasında çay içen amcalarıyla size “hoş geldin abi!” diyor. Yaklaşık 150 yıllık bir Osmanlı mahallesi olan Göynük, “tarih burası sadece kitaplarda yazılı kalmamalı” diyeceğiniz kadar canlı bir açık hava müzesi gibi[8]. Asırlık çınarların altında dinlenin, eski evleri gezdirin, bol bol fotoğraf çekin, biraz da bu şirin ilçenin hikâyelerini dinleyin.
Akşemseddin Türbesi: Beyninizi Dinlendirin, Ruhunuzu Şenlendirin
Göynük, İstanbul’un fethinden sonra buraya gelen Fatih’in hocası Akşemseddin’in türbesine de ev sahipliği yapıyor. Akşemseddin hazretleri, burada vefat etmiş ve türbesi, ilçenin tam olarak “fener”i, “turist çekme makinesi” gibi bir işlev görüyor. Türbe ve çevresi, hem manevi anlamda hem de mimari açıdan eşsiz. “Buraya gelip de fotoğraf çektirmeden dönersem kendime çok kızarım” dedirten bir atmosfer var. Duvar taşları, ağaçların arasından gelen ışık, sessizce dinlenen hayat ve yanınıza sinen huzur; yorulduğunuzda kısaca “reset” atma aracı!
Zafer Kulesi: Boşlukta Durun, Fotoğrafçılarınızı Hazırlasın!
Göynük’ün tepesinde, kent siluetine hâkim Zafer Kulesi sizi bekliyor. İlçe manzarasının izleneceği en güzel nokta burası ve “Uzaktan fotoğraf çektirenlere bonus ne var?” diye sorulsa, cevap: “İzmir’den bile daha geniş bir panorama, keşke keşfetsem!” olur. Kuleye çıkıp manzaraya doyduktan sonra, “Şimdi dondurma yersem, kilom düşer mi?” düşüncesi sizi tutmasın – hemen bir dondurmacıya koşun!
Lezzet Durakları: Abant ve Göynük’ün Ağzınıza Layık Her Şeyi
Gelelim can alıcı noktaya: Yemek! Doğal parkurlarda, yaylalarda, şelale başında açlık bastıran var mı? Var elbet! Şimdi sırayla “ne nerede yenir”, “hangi çeşitte gözünüze girer” kısmını anlatayım.
Abant’ta Nerede Ne Yenir?
- Köy Pazarı: Organik mi ararsın, ev yapımı reçel mi ararsın, taze peynir mi ararsın, burada buluşursun! Üstelik koca bir gölde yüzene kadar paketlenmiş fesleğen domatesli sandviçler, peynir-helva katmanıyla adınızı geçirebilir. Hem kahvaltı, hem atıştırmalık, hem yol kenarı lezzeti[1].
- Abant Gölet Restoranları: Kimi doğa içinde, kimi göl manzarasında; iç çorba, ızgarada balık, her şey olur. Balık sevmeyenlere tavsiye: Göletin yanında çekilmiş selfie daha çok toplar!
- Köy Kahvaltısı: Yayla, kasaba, köy – burada köy kahvaltısı yemeden gezinti tamamlanmış sayılmaz. Peki ne var bu kahvaltıda? Sucuk, yağ, bal, kaymak, yumurta, peynir, gözleme… Ve en önemlisi: “Karnım doydu, şimdi yürüyüş yaparım” diyerek kalkacak sabır!
Göynük’te Nerede Ne Yenir?
- Göynük Mantısı: Geleneksel lezzetlerin başında gelir. Küçük, yoğun kıymalı, soslu – yerken “evet, buramıza gitti” diyor insan.
- Tarhana Çorbası: Ev yapımı tarhana çorbasını, “evdekinin aynısı burası” diye tüttürenler için.
- Göynük Tava: Özel soslu, sebzeli, “yedikçe doyamayacağım” dedirten ana yemek. Yanında sacda pişmiş ekmek, uzun yoldan sonra mide bayramı!
Ekstra: Yolda dolaşırken, “Yahu burada çay içecek bir yer yok mu?” derseniz, Göynük’ün sokaklarında “bahçeli çay ocağı”na rastlarsınız. Cam bardakta demli çay, yanında simit, şeker, sohbet – hatta bazen bir elma şekeri, “Hayat bu olmalı!” dedirtir.
Nasıl Gidilir? – Yol Tarifi ve Pratik Bilgiler
Bizim gibi “maviyi göle indiren, yeşili sokakta gezdiren” gezginler için yol tarifi çok önemli. Merak etmeyin, kimse “düşe kalka yolu bulamadık” hikâyesi yazmıyor. İsterseniz özel araç, isterseniz tur, isterseniz “komşusuyla kalkıp gittiği” şehirlerarası otobüsle ulaşım mümkün.
- Özel araçla: Bolu merkezden Abant’a 40 dakika, Abant’tan Göynük’e yaklaşık bir saat. Yol güzergâhları, “dikkat yoğun manzara sağları” tabelalarıyla dikkat çekiçi. Arada durup fotoğraf çekmeyi unutmayın!
- Tur ile: Pek çok tur şirketi, Abant, Mudurnu, Göynük şelale turları düzenliyor[2][4][5]. Genellikle sabah erken başlayan, tüm gün gezeni içine alan turlar var. İçeride her şey dahil mi? Hayır, sadece büyük tur mazeretini hazırlamayın, yol boyunca neler yeneceğini kendiniz planlayın!
- Otobüs ile: Bolu il merkezinden minibüsler veya otobüslerle Abant ve Göynük’e ulaşım mümkün. Şehir merkezinde “gidecek var” muhtemel sesiyle hareket edebilirsiniz.
Ne Zaman Gidilir?
Abant ve Göynük, her mevsimde gidilmeye layık ama özellikle sonbahar ve ilkbaharda renk cümbüşü, yazın ise serin havasıyla ön plana çıkıyor. Kışın kar manzarası ve doğanın sessizliği ayrı bir güzel, fakat kar yağışı yolu kapatabilir, aklınızda bulunsun. Şelaler her zaman aktığı için, yazın serinlemek isteyenler için tam bir “açık hava duşu”!
Yanlarınıza Neler Alın?
- Su matarası: Yürüyüş sırasında susuzluk hissine “eyvah” derseniz, kendi suyunuz olabilirsiniz.
- Fotoğraf makinesi: Şelale, yayla, göl, Göynük sokakları – her yeri Instagram’a taşımak için!
- Spor ayakkabı: Uzun yürüyüşler, taşlı patikalar, ıslak zeminler için yanlış ayakkabı seçmek “ayaklarım, benim yüzümden acı çekme!” feryadına yol açar.
- Atıştırmalık: Karnınız acıkırsa, “bu ağaçtan yenir mi?” diye yana yanına yaklaşmayın, granola bar falan da götürün.
- Yağmurluk/panço: Hava durumu en büyük hilebazdır, Anadolu’da bir anda “Şimdi sağanak bastı!” diyebilirsiniz.
- Şapka ve güneş kremi: Göl üzerinde yürürken, farkına bile varmadan güneşe maruz kalabilirsiniz.
Son Söz: Eminim Doğa, Hepimizin Kalbini Çalacak
Abant, Göynük ve şelale turu, yazarken bile insanı “Hadi yeniden yola çıkalım!” dedirten bir motivasyon kaynağı. Sadece biz değil, buraya gelen herkes, doğanın kokusunu içine çekiyor, çivit mavisi gökyüzü ve yemyeşil dağların eşliğinde kendini yeniden buluyor. Birkaç günlük tatile “Uzun yıllar anı biriktirip, geri dönsem de unutamam.” diyecek, sonra da arkadaşlarına “Mutlaka gidin, dedi ya, her şeyi yaşayın!” nidalarıyla anlatacak olmak tam da ihtiyacımız olan duygu.
Sonuç olarak, siz de Abant Göynük şelale turuna çıkın, doğanın çağrısını duyun, taş sokaklarda gezin, şelale sesine inat kahve için, yaylalarda uzanın, kahkahalarınız ormanın yankılanan sese eşlik etsin. “İyi ki gitmişim!” dediğiniz birkaç gün için, Abant ve Göynük’e merhaba deyin!
Kaynakça
- Coral Tatil Blog – Abant Gezilecek Yerler: Abant Gölü, Güzeldere Şelalesi, Sinekli Yaylası, Abant Köy Pazarı ve Yedigöller bilgileri için[1].
- Yolcu360 Blog – Abant’ta Gezilecek En İyi 20 Yer: Abant Gölü, Göynük ve doğal güzellikler hakkında detaylı bilgi ve konumlar için[8].
- Mevsim Tur – Abant Mudurnu Göynük Turu: Göynük’teki tarihi ve doğal güzellikler hakkında tur bilgisi için[2].
- Turist Rehberi Bul – Abant-Taraklı-Göynük Gezi Turu: Tur rotası ve pratik bilgiler için[4].
Unutmayın, bu yazıyı okuduktan sonra bir şey gerçekleşecek: “Ben oradaydım, sen nerdesin?” diyen fotoğraflarınızın önünde Abant’ın ve Göynük’ün yeşili, şelalenin sesi, yaylanın serinliği ve lezzet duraklarının huzuru var. Haydi, şimdi bavulunuzu hazırlayın – bu güzel memlekette sizi bekleyen bir sürü anı var!